riyakarlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
riyakarlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Mayıs 2013 Çarşamba

Kayıtlara Geçsin Hakim Bey İçim Rahat

Orta okulda bir sınıf arkadaşım ve çetesi vardı... Sondem ve çetesi diyeyim onlara. Bunlar ne hikmetse benden nefret ederdi her şeyimi inceler bir şey eksik gördüler mi anında sınıf öğretmenine şikayet ederlerdi. Ve o süslü-gıcık-burnu kafdağında öğretmen hep onları dinlerdi, onları kabullenir beni anında onca insanın içinde rencide ederdi. Anlardım, bilirdim aslında Ulviye Öğretmen'in benden tiksindiğini, benden hoşlanmadığını ve gıcık olduğunu da bilirdim. Ama bir türlü beceremezdim Onun bu davranışının nedenini anlamayı! Kadının bakışı bile "gerizekalı sen bunları nereden bileceksin, defol git yanımdan" diyordu. Ben orta okulda Bir tarih öğretmenimiz ki kendisi adaşım olur sayesinde Kendimi tanıdım. gittim kütüphanelere kitap, ansiklopedi filan okumaya başladım. Derken sırf ayıp olmasın diye, dersimize girdiği tarih ve iki başka derse, fen bilgisi ve türkçeye karşı ilgim arttı. Bu sondem ve diğerleri bunu fark edince sen önümüzde otur demeye başladılar. O zamanlar sınıf öğretmenleri sizi nereye oturtursa bir yıl orada otururdunuz. Bunlarda demişler emel bizim önümüzde otursun. Mallığıma yanayım baktım ön sıra, hem benim gözlerde allaha emanet sevine sevine oturdum. Oturmaz olaydım!!! Amaçları belli yazılılarda kopya çekecekler. ŞEREFSİZLER, HIRSIZLAR, PİSLİKLER!!!
Derken ben o sıra bitlendim. Benden önce bunlar fark etmiş hemen Ulviye Öğretmen'e şikayet ettiler o da beni bir güzel en sevdiğim öğretmen olmak üzere tüm öğretmenlerin yanında küçük düşürdü. Ne de olsa eline koz geçmişti. Artık benden tiksinmesi içinde haklı bir gerekçe çıkmıştı. Hayır şimdi olsa yapacağımı ve yapacaklarımı biliyorum ama o zamanlar saftirikler ve kezbanlar bana secde ediyor. ağlayacağım ama ağlayamıyorum, okuldan koşarak defolmak istiyorum ayıp olacak, kimseyle karşılaşmamak hatta istanbul'u terk etmek istiyorum nerdeeee o günler? Bu en sevdiğim tarih öğretmeni aldı beni kenara "bak benim kızımda da oldu, ne olacak bu kadar üzülecek vs." dedi. Emel Hoca'nın gözünden düşmediğime ve onun halen benden tiksinmediğine sevindiğim kadar çok az şeye daha sevinmişimdir ömrümde. O sıralar şans bu ya babamın bel fıtığı azdı, çalışmıyor allahım resmen sefalet. Sondem ve arkadaşlarının gözünde "pis fakir" olduğum zamanları dorukta yaşıyorum resmen derken. okul tatil oldu. Babam ameliyet oldu ve işe başladı. Okullar açılınca şansa bak ki, yurt dışında iş buldu ve gitti. Ben resmen intikamımı alıyorum. Bunların gittiği pastaneler vardı oralara gidiyorum öğle yemeklerinde, iki kırpidesi bir ayran alıp aklımca hava atıyorum. gittiğimin sekizinci günü dedikodumu yaptıklarına tanık oldum: "ya allah aşkına insan bir buçuk yılda bu kadar paraya kavuşur mu? bişeyler çeviriyor bu, her allahın günü pastaneye nasıl geliyor? Baktım ben pek mühim bir zat olmuşum muhabbetler hep üzerime. Son lokmayı mideye indirip. kasadan parayı öderken de onların bana bakışını yakalayınca yanlarına gidip, epeyce bağırarak "evet hergün pastaneye geliyorum ama modası kaçtı artık lokantada yemek yiyeceğim, annem kızıyor pastaneye gelmeme ev uzak hadi bulun nasıl geldiğimi bu da size dert olsun" dedim. Dedim ama dışarı çıkıp bir kaç adım atınca fark ettim resmen boğazım yırtılmış nasıl acıyor... Bunlar orta okuldan sonra farklı liselere gitmeme rağmen hep benimle uğraştı. ve seneler geçti.
Şimdi işi düşmüş haspamın. Benim facede gizlidir profilim ama bazı sebeplerle arkadaşlarımın arkadaşları mesaj atabilir, istek yollayabilir şeklinde düzenlemiştim. Bu şeytanın tapınaklarından Sondem bulmuş beni merhaba n'aber nasılsın diye başlayıp, hiç bir zaman yaşamadığımız salak hikayeler uydurarak hemen konuya girmiş.... o günlerin hatırına diye de not düşmüş.... Önce şununla az dalga geçeyim dedim, hazır bu aralar depresyondayım ağzıma edilmiş, bende ağzına edeyim dedim ama salaklık baki işte kıyamadım, kendime de yakıştıramadım. Mal gibi Yeşilçam filmlerinden kopan bir replikle başlayan yanıtımı gönderdim. Hangi eski gün Hadi güle güle allah versin diye de son cümleyi noktalayıp engelledim....

6 Mayıs 2013 Pazartesi

Spoiler

Mevzu basit spoiler. Malümdür ki İngilizceden türkçeye geçmiş olan bir kelime kendisi. Hani bu kadarını hepimiz anladık emme nedir, ne değildir, yenir mi içilir mi neler spoiler olur neler olmaz merak konumdur kendisi... İyi de manası ne bunun diyip diyip iki de bir sözlüklere filan baktığım doğrudur.
Spoiler: Bir eserin konusu veya detayları hakkında bilgi veren; eser okunmadan, dinlenmeden veya izlenmeden önce öğrenilmesi durumunda alıcının eser ile ilgili düşüncelerini veya alacağı hazzı etkileyebilecek açıklama veya ipucu. Spoiler, "bir şeyin değerini veya miktarını azaltan ya da tamamen yok eden" anlamında yakın dönemde Türkçeye yerleşmiş İngilizce kökenli bir sözcüktür. şeklinde tanımlamış bir hayırsever arkadaşımız vikipedia'da
İyi de ben neden taktım? Şimdi efendim meşhur Hikayeyi bilirsiniz hani katilin uşak olduğu muhabbet. Sen gidip birine desen "he o mu ben okudum katil uşakmış" seni oracıkta gırtlaklar. Ama ben cinsim filan ya acayip merak ediyorum. La bu gariban ne diye öldürdü, derdi neydi, kızını mı hamile bıraktılar, derdi neydi, peki neyle-nerede-nasıl öldürdüm??? Ohoo sorular artar. Bende bi merak bi merak. Keza filmlerde de öyledir. La tamam anladık katil "O" ama nasıl öldürüyor, oyunculuğu nasıl veriyor, yönetmen nasıl bir çekimle yakalıyor, senaristin derdi ne? La merak edilmez mi şimdi bu? Oğlum sırf katili merak ettiğin için kitap okunur mu, film seyredilir mi, madem öyle ne demeye millet dizilerin kitaplarını kapışa kapışa bi hal oluyor? Şimdi hiç öyle birbirimizi kandırmayalım bal gibi seviyon işte öğrenmeye he derdin benimle aynı olmaya bilir kabulüm ama madem sevmiyon ne demeye gidip dizi sitelerinde yazılanları okuyup okuyup en sonunda da "spoiler vermeyinnnnn" yazıveriyon? ne demeye gidip koşa koşa kitap alıveriyooonnnnn?
Havan kime bacım havan kime?
Arkadaşım olan ve benden ala olmasın kezban bi arkadaş var. Hatunun yanında mümkünatı yok film veya dizi seyredemezsin. Başlar yorumlara "lan bi sus, o çenen kıçına girsin de her ağzını açtığında gaz çıkar taa öte
köyden duyulsun" diyesim gelir. Susuveririm. Bir gün fark ettim haspa kitaplar içinde aynı haltı yiyor. Sana anlattırıyor anlattırıyor sonra millete satıyor. Mal millette inanıyor. En son Bizim alanda önemli birinin kitabını anlattım buna ama gıcıklığına dört ve beşinci bölümü yanlış anlattım. Allahım ne olur benim yanımdayken başkasına satmaya kalksın bende bi tarafımla güleyim. Amin... Derken misal bazı filmler var ya onların kitaplarını almış anam tövbe ki okumayacak ben okumuştum diyecek. arka kapağı okuyup karşısında ki mallara sıkanlar var ya aynı öyle yapacak işte orada okuyacak. Artık kim bilir hangi zavallı ile film seyrederken beyninin içne edecek. he dedikleri çıkmadığında da e tabii kitap baka film başka diyecek. Ağzıma ediyim onu da benden duydu. "Seyretmek başka okumak başka misal Kırmızı Pazartesi" dedimdi hay bu dilimi eşek arıları sokaydı da demez olaydım. Lan bari bana satma şunu be!
He bu arada başalarda da dediğim üzere itina ile spoiler alınır, okunur, dinlenir... derdim katil değil zira!!!

28 Nisan 2013 Pazar

Alo Alo Alo .... N'haber













Aramadığı zaman mutlu olduğun kişi, işi düştüğünde arayan kişidir (NOKTA)

26 Nisan 2013 Cuma

Yeterince Kazık Yememişin Katığıdır Umut

Fakirin ekmeğiymiş umut....
Her şey bitse de umut her şeymiş...
Umudunu kaybetmeymiş...
Umutmuş da umutmuş...

Umuttan yana yeterince kazık yemedinse, ağzının payını şöyle en okkalısından almadınsa, ağzına bi güzel sıçmadıysa bu mered, umut umut diye debelenir durursun...

Ben Her Bahar Umut damarımı yırtarım... Anlarım ki bahar gelmiş, ağzıma edilmiş etraf bok kokuyor, yedi cettime edilmiş haberim yok. O sıra anlarım ki, umut sırtı pek adamın işi... Ve sırtı pek adam, sırtı çıplak olana pompalayıp duruyor. "UMUT"

Boş iştir umut etmek, batalıkta çırpınmak, kimsenin sesini duymaması ve kimsenin seni görmemesidir...
Bir hayal dünyasıdır aslında... Bazen geçmişin intikamı bazense, geleceğin en naifinden seni çırılçıplak edip dövmesidir.
Kısaca;
"Umut ettik çünkü elimizde başka bi bok yoktu"
Ve işte bundan sebep;
-Açlık kaç gün sürer baba
-40 gün oğul
-40 gün sonra zengin olur muyuz?
-Yok oğul alışırız

19 Nisan 2013 Cuma

Tırnak İçinde 3

Farkındayım. Nicedir unuttun, hatırlatmak lazım gelir, sabırla ve inatla;

"İnsandır insan insanda aslolan!!!"




15 Mart 2013 Cuma

On Sekiz Lira ile Neler Alırım?

BİM'e girdim üç kiloluk yoğurt 6.75, 750 gr peynir 6.25 etti mi sana 13 Lira. Kaldı beş lira hadi Bim'e girmişken yumurtada al 15lik yumurta bu günlerde indirimde 3.50de ona ver 16.5 lirayı harcadın kaldı 1.5 lira onun 75 kuruşu ile ekmek al geriye kalan 75 kuruşu ne yaparsın bilemem o sana kalmış yağ alamazsın en ucuz margarin ŞOK'ta satılıyor o da 80 kuruş Evin markalı olan 5 kuruşun eksik olduğu için yumurtayı bununla kızartma haşla anam hem böylesi daha sağlıklı.

Diyelim Bim'e gitmedin başka bir ucuz marketten başka malzeme alacaksın. Ne olsun misal makarna şu ara en ucuzu Bim'de bunu hatırlatayım 65 kuruş ama ben markalı istiyorum diyorsan en ucuzu Şok'ta o da 85 kuruş yanlış hatırlamıyorsam. pirinç alacaksan Şok ile Bim arasında pek fark yok baldo olanlar 2,5 kiloluk olanlar ortalama 9 lira (kuruş hesabı yaparsan az daha ucuz aslında ama indirim haftası bu ara bitti) salça alacaksan yanına bu ara yine Şok'ta indirimli bi salça var 2,5 lira. 80 kuruş margarini de aldın (sağlık mağlık işlemez bize arkadaşım en ucuz yağ bu gönül tabi ister sıvı yağ olsun ama şu an 18 liran var cebinde ona göre hesap yap) etti 4,25 iyi bu akşam öğünü atlattın yarına allah kerim hem bak ekmekte almadın cebinde paran kaldı. Tabii iki kişi yaşıyorsan ha yok Adanalı Ahmet gibi bi evde 9 nüfus yaşıyorsan sen bu rakamları çarp-topla-çıkar-böl elinde ne kalırsa bozdur bozdur harca. Ama bunları yaparken sakın ola ki elektrik su telefon ve tüp parasını unutma yanarsın arkadaşım marmara çırası yanında çelik gömlek kalır.

He bak sakın hasta olma,ölme vesaire tamam mı

Ve bi zahmet o cebinden çıkarmadığın ömrünün geri kalanını hipotek ettiğin kredi kartın var diye havaya girme senin de Ahmet'ten hiç bir farkın yok sen de en az onun kadar açsın aranızda ki fark sen farkında değilsin.

13 Mart 2013 Çarşamba

Acil Koca Aranıyor (Allahın Kezbanı Koca Ararken)

Millet ağzına dolamış evlilik programlarında ki kadınların sorularını:
Ne kadar maaş alıyorsun?
Evin var mı?
Araban Var mı?
Yazlığın var mı?
Karını gezmeye nerelere götürürsün? vb vb vb sorularını.....

Şimdi efendim yüzyıllardır mazhar olmuş bir geleneğimiz var; "Görücü usulü evlilik" Bu nedir? Kızı ve erkeği tanıyanlar bu iki genci birbirine münasip görür ve bu iş olur kararı alır. Esasında bu münasip görme işi aynı zamanda ailelerin ve maddiyatında müsait görülme eylemidir. Şayet gencimiz kıza anlatılıyorsa; "aman kızım falan iş yerinde bilmem neci, yok efendim bilmem ne kadar maaş alıyor, evi var arabası var, sen de akıllı olursan şuyu da olur buyu da olur" diyerekten kızın gönlünü çelmeye çalışır. Delikanlı için bu münasiplikten kasıt genelde, iyi ahlaklı, eli erkek eline değmemiş, becerikli, yetenekli, güzeller güzeli filan olmasıdır.

Yahut iki genç evlenmeye niyetlendiği zaman kıza sorulur damat "ne iş yapıyor?" tabi burada amaç damat beyimizin aldığı ücreti hesaplamak ve bu ücretin daimliği ile garantisini kestirmektir. Daha sonra içten içe kıyaslamalar başlar filanın kızı bilmem kimle evleniyor yağlı kapıya demir atmış gibilerinden. E bunu kızımıza kimsenin söylemediğini hatırlatmaya gerek yok kız az zeki ise bakışlardan anlar...

Kız için her daim maddiyat önemli olmak zorundadır zira annesi tarafından "benim çektiklerimi çekme" ilkesi ile yetişmiştir. hatta maddiyatı önemsemeyen kız evliliğe yakın bunun önemsenmesi gereken ilk husus olduğunu sülalecek yapılan tavırlardan idrak eder. Gel gör ki maddiyat ilk sırada iken kızlarımızın kimisi bunu ilk anda bazen bilinçli bazen bilinçsiz kabul etmeyerek yakışıklılık nezaket gibi bir takım önceliklere gark olur.

Oğlumuz içinse aslolan "ilk olmaktır" yani BEKARET dururken diğer hususlar ikinci üçüncü hatta dördüncü boyutta önem arz eder. En okumuşundan en cahiline, en paralısından en züğürdüne genelde "kıyas" sorunu yaşadıklarından bekaret kendileri için ilk sırayı alır. Ve kızımın yanlışına bunlarda düşerek bunu genelde farklı önem sırasına bilinçli ya da bilinçsiz atıverirler. ve ilk sırada ki önemli gerekçe güzellik ve ahlak olmuş olur...

Bu yanılsamaların sonuçları malüm... ohoooo hatta tezler yazılır bunların sonuçları için. Kezbanlarımıza dönecek olursak; kadının aşık oldukları bir olgu olan güç devreye girer. yaşamında ki ilk aşkı baba ile yaşayan kızımız kendisini onun gibi koruyup kollayacak, her kötüden onu saklayacak kendisinin sığınacağı liman olacağı, yaptığı her harcamaya boyun eğen ve kız harcadıkça mutlu olan, hiç sormadan kendisine para veren, onu dinleyen hatta dinlemeyi seven bir adam arayışına girer.

Kezbanlarımız kendilerine bakmadan zengin koca, mevki sahibi bir çalışan, bir sürü bir sürü para kazanan ve bu parası hem düzenli hem garanti olan, evi arabası olan, kızımıza her istediğini giymesine, istediği yere gitmesine karışmayan ama kendi her bişeyini rapor eden, onu şımartan, nazını kaprisini çeken, sürprizlere boğan, sevgi sözcüklerini günbegün havalarda uçuşturan erkek derdine düşer...

Yakinen tanıdığım Kezbanların allahı olabilecek kapasitede birinin kriterlerini tam olarak yazayımda rahatlayım daha iyi olacak;
mevki sahibi
çok iyi parası olan
yazlık ve kışlığı olan
arabası olan evlenir evlenmez karısına da araba alacak olan
evin her türlü masrafını erkeğin göreceği
yılda dört kez tatile götürecek on iki kez kaçamak yapacak olan
her istediğini giymesine izin veren ama giydiğinde kıskanan (burada ki mantığı allah rızası için biri açıklasın)
kendisini aşk sarhoşu edecek
diğer blaları yazmayım eniyisi anlayan anladı... bir de şu yukarıda ki özellikleri barındıran "salak" bir tanıdığınız varsa dönüş yaparsanız ben kız tarafından siz erkek tarafından sevaba gireriz inşallah yapalım be şunların işini

2 Ocak 2013 Çarşamba

Nasıl Kaçmalı (O Çocuğa Mektup)


kaçmak lazım çocuk, uzak bir yere! öyle kaçmak lazım ki, teknolojinin olmadığı kimsenin dil bilmediği köyler bulup kaçmak lazım

ve yinede kaçmak lazım çocuk; kurtla kuşların dans ettiği, kurt uğultularının deliye döndürdüğü dağ başları bulup kaçmak lazım çocuk!!!


inatla diyorum; inan kaçmak lazım çocuk! valizine hiçbir anı biriktirmeden, arkana son kez olsun bakmadan tozu dumana katarcasına kaçmalı

6 Temmuz 2012 Cuma

Maydanoz İyidir Bir de Kene Gibi Yapışmasa

bazen korkakça kaçmak değil sadece  huzurdur 
Yine Maydanoz'layım. Onunla yatıp Onunla kalktığım bir sabahı daha mide ağrısıyla karşılamış olmanın tarifsiz  hüznü, şaşkınlığı ve salaklığı içinde debeleniyorum. İçimde  Ona karşı olan herşeyi silmeye çalışıyorum, yaşanmışlıkları ve hissettirtirdiklerini yanlış anlamalara yorumlamaya çalışıyorum. Tam evet başardım derken yeni bir bomba patlatıyor. Susuyorum anlamamış gibi yapıyor veya sen çocuksun olur öyle şeyler  gibilerinden bakış atıyorum hiç olmadı kiminde benim için mühim değil imajı vermeye çalışıyorum... Ne zavallılık Allah'ım bu böyle! Gün geçmiyor ki yeni bir bomba patlatmasın gece hep kendimle uğraşıyorum yatakta... Yine o ip sahnesi, nefes almadığımı hatta nefes almadığım için kendimi çok iyi hissettiğimi, huzurla dolduğumu hissediyorum.

Kalbini kırmak istemiyorum. Her zaman yüz yüze bakıyoruz. Hayır özünde de cidden öyle iyi biri ki şu salaklıklarını, hadsizliklerini terbiyesizliklerini yalnız benimle yaşıyor diye düşünüyorum. Aslında bu düşünce hasıl olunca da Onun kötü bir insan olmadığına inanarak sevmeyi yeğliyorum lakin bu da kısa sürüyor. Hatta daha kötü oluyor. Kin doluyorum o vakit zira Maydanoza karşı...

Kimi gün ölçüyor, tartıyor, konuşmamı hazırlıyorum Ama konu açılınca lal kesiliyorum. söyleyemiyorum hiç bir şey. Bunu ailemden biri yapsa şimdiye hastanelik olmuştu. Bu gerçeği hatırlamak hem fiziksel-ruhsal hem de zihinsel olarak beni benden alıyor. Bu aralar saçım hep elektirikli meğer bu sebepleymiş yeni öğrendim. Ben onun için onlarca plan yapmıştım hiç birini tabiki gerçekleştiremiyoruz. Ama bu yaşananlardan sonra bir daha ben bir hafta ki ben olarak karşısına çık(A)mayacağımdan adım gibi eminim. İçimden "sende yaşarsan" derken yakalıyorum kendimi. Bu da bedduaya giriyor utanıyorum kızıyorum kendime. Analayacağın her bir yanı boklu değnek.... Kene oldu yapıştı çıkarmanın mümkünatı yok! Geçmiş olsun emelb.!!!

5 Temmuz 2012 Perşembe

Ufalan-Kaybol-İçerle-Ağlama-Kork-SUS

Yazıyorum-çiziyorum sonra siliyorum... Bunalıyorum bu uyuşuk koşuşturma içinde sil baştan tekrar yazmaya başlıyorum. İçinde volkanlar patlarken insan, kalbi gümbede güm güm atarken gebertecek kadar hızla ve manasızca içinde ki kavgalara tanık olan insanın yine içinde defalarca başkalarıyla kavgasını seyrediyorum. Üzgünüm evet ama en çok kızgınım, kırgınım... Neyi nedeni nasılı yok olmamalıda zaten biliyorum. Lakin söz geçiremiyorum. Ufalıyorum kendi kendime un ufak olup kaybolasım geliyor ve yine her gece aynı manzarayla kapatıyorum gözlerimi... Ah Allah'ım nasılda huzura erdiriyor insanı1koca ağacın tepesine asılı  uzaktan kendini seyredişi...

Çok sinirliyim kendimle kavga ediyorum kimseye bulaşamadığım ve asla beceremeyeceğim bulaşamamam sebebiyle. mide ve bağırsak ağrılarıyla uyanıyorum sabahları gün boyu hiç eksilmeden bekleyerek devam ediyor ağrılarım. Nedenini biliyorum en çokta buna içerliyorum yalan yok.

Sen yeter ki sus
Susuyorum... En çok konuşmam gereken yerde susuyorum. nasıl da can acıtıyor bu susmalar yaşamayan anlayamaz. Beynimi kemiriyor kelamlarım sabahtan başlayıp akşama kadar hatta yatana kadar beynimde konuşuyorum. Bu aralar genellikle kavga halinde buluyorum kelimelerimi, kiminde ise, laf anlatmaya çalışıyorum yaşamımda ki insanlara tek tek. yıllardır yeryüzünü işgal edipte bir tek nezaket, bir tek yaşam katamamışlara...He ara ara sorularla boğuşmaya çalıştığımı fark ediyorum. Misal; bir insanın telefonu niçin başkalarınca karıştırılır, başkaları yanıtlar? Veya başkalarının yatak odasına hurra girmek nasıl mümkündür? Özel yaşam denen kavramdan bu kadar yoksun olunması nasıl mümkün olur? Dedim ya sadece kendime soruyorum, kendimle kavga ediyorum, kendime anlatıyorum. Bundandır tek yanıtlayan, tek yorumlayan ve dinleyen yine kendim oluyor. Beynim şişmiş halde gece yatağa giriyorum. Sabah yine mide bağırsak savaşlarına gireceğimi bile bile!!! O kadar konuşma boşuna oluyor yani zira benden başkası duymuyorum ben sadece susuyorum.

Ağlamak ne büyük nimettir. Ulu orta her yerde ağlayanlara gıpta ediyorum. ağlayamıyorum! Her şeyi hazırlıyorum oysa, ortam ağlamak için ama o esnada biri geliveriyor, bir şey oluyor yahut telefondakine teselli zorunluluğu doğuyor. Olmuyor anlayacağın hep bir bahane çıkıyor şu zıkkım olası gözümden yaş akmıyor.

Korkuyorum. Sonu gördüğüm için, sustuğum için, daha önce koşmam gereken yerlere yürüdüğüm için, durmam gerekirken devam ettiğim için... Sorularımı aktaramadığım için çok korkuyorum.

Yalnızlık tek başına olmayı seçen insan için ne güzeldir. Ne büyük nimettir. Oysa gel de onlarca insan içinde  yapayalnız olana anlat bunu! Diğerlerini dinlemek, Şakalarına gülmek, hüzünlerine omuz olmak veya ağlamak.... Anlatamamak, hoş aslında galiba dinlemiyoruz dinliyormuş gibi yapıyoruz o kadar. "mış gibi yaşamlar" bizimkisi... eğlen, mutlu ol, güzel konuş, iyi dinleyici ol, arkadaş, eş, dost, sevgili, kardeş, anne-baba, evlat ol... Ama illede ol. Nasıl olduğu mühim değil. Zaten mühim olan sen değilsin ki! Mühim olan Ayşe Hanım ile Ahmet Bey! Gerisini boşver kendini boşver!

Ağla, hüzünlen, geber, acı çek... Ama kimseler görmesin. Hiç kimseye hissettirme, Yemek yeme mesala insanlara iki kilo fazlam var de savuştur başından kimse içini deşmez. Ama sen ev al, araba al, eşya al, pahalı mücevherler ol asıl sorun onlar herkes didiklesin, sende anlat, anlattıkça egon tavan yapsın gerindikçe gerin!!! Herşeyin "mış gibi" nasıl olsa sende sahtesin yaşamında, hava attıklarında, ezildiklerinde!!! İşte olay burada patlayıveriyor zaten. Madem diyorsun yalanın figüranlarıyız, tahtadan bacaklarımız toprağın dibini boylayacak iki dakika kusayım herşeyi.... Ama olmuyor işte, kusmuğun hep içinde birikiyor, seni toprağa götürene kadar....


2 Temmuz 2012 Pazartesi

Kendimden Çaldım

İçimde pis, eğreti, ağrıdan geberten bir zehir var... Öyle ki, mideme kocaman bir kaya koymuşlar.Bu kaya zehirli bir gök taşı mesela yahut başka bir şey ama denek var ortada o denek ise benim karnımın içi. haberim yok nasıl koydular, nerede, neyle koydular bu koca zehirli taşı... O kadar sancı veriyor o kadar kocaman bir yuvarlak oluşturuyor ki içimde kaburgalarım kırılıyor sanki basınçtan.

Şu zehiri kusmak için neler vermezdim. biliyorum rengini falan... Böyle yeşil, çok koyu bir sıvı!!! soğuktan buharlaşmış bir cam olsun istiyorum en az üç metre karelik bir cam. Kış olsun donarken o camın karşısına geçip ağzım kapalı, bedenim titremekten gebermek üzereyken bir anda cama bir güzel kusuvereyim. o sözümona temiz temiz cam bir anda benim zehirimle "kirleniversin"

Çok mu büyük bir istek bu yaşam için yaşamda ve yaşamın kendinden çaldıkları karşısında?

Bir kusabilsem her şey daha güzel olacak sanki, daha az acı çekeceğim, daha az duyarlı olacağım, daha dinleyip daha çok konuşacağım,... Bir kusabilsem daha az üzüleceğim, mutsuzluğuklarım, kıvrım kıvratan sancılarım bitecek, nefes almayı öğreneceğim. Adım gibi biliyorum mide kanserinden öleceğim. Bu sebeple tüm pisliğimi "nur-u pak - temizlere" bulaştırmadan gitmek istemiyorum. madem yaşam bir ölüm borçluyum kısaca madem gebermek için geldim geberirken acı çekmek istemiyorum...

Aynı şu o an karesinde olduğu gibi bir yaşamda yapacak kaç işin olur?

24 Haziran 2012 Pazar

Piçliğin Varoluşu (1)

Dört duvarı kalabalık küçük minik bir odanın içinde sıcakla debeleniyorum. Gerçeği düşlerken bulunca salaklığıma gülesim geliyor; Gerçek dediğin düşlerin artığı değil midir diye sorarak... Ağaçlar köklerinden, gölge güneşten, buhar sudan kopuveriyor sanki bu aralar... Öylesine bir boşluk, öylesine hiç olmuşluk ve öylesine anlamsızlıkla debeleniyor kısaca yaşamda ne varsa.

Zıkkım ol diyorum kendime zıkkımlığında öyle boğul ki kör olsun bedenin, kulaklarından aksın zehrin... Mazoşist havalar değil bunlar yahut egoya hükmedememişliğin verdiği zavallılık hiç değil biliyorum. Bohem bir hava var suratıma çarpan nereden ve nasıl geldiğini anlayamadığım en kötüsü anlayamayacağım. Varlığıyla varlığımı mutlu edenleri hatırlıyorum kimi vakit, sonra bir boşvermişlik işgal ediyor içimde bir yerleri lan diyorum kendime her şey kabullensen de kabüllenmesen de karşılıklıdır. Sende varlığınla birilerinin varlığına dokunuverdin mutlu ettin o kadar varlığı? hep sonu soru işareti oluyor bu boşveriş, bu züğürt cümlenin sonu. Zira hep başkalarının gerekli zamanlar tümcesinde gerekli özne olmak çoğu vakit daraltıyor, kırıyor, kızdırıyor insanı... Bizzat biliyorum hatta daha fazlasını biliyorum; En çok kendine kızıyor, kırılıyor, kendini yuhalıyorsun bunları düşününce... Eğlencelerini dünyanın bilmem neresinde bilmem kimleriyle yapıpta seni yokluğa piç ettikleri zaman yani sen piç kaldığında neye güldüğünün neye ağladığının umurlarında değilken, yaşamın penisine dokundurulup tecavüze uğrayanların bir anda anası, bacısı, namusu, yareni, yoldaşı oluyorsun. Acıdır ki sen anlık piç olma seansını gönüllü bırakıyorsun. Yok yok bırakmıyorsun ara veriyorsun ara verdiğini bile bile. Zira biliyorsun bu tecavüz unutulacak hayır unutulmasa bile alışılacak, o denyolar yeni bir tecavüze uğrayana kadar sen baş tacı olacaksın sonra malum son, yenilerini senin yanında arayıp bulduklarında seni yeniden sokağa fırlatacaklar.

İçtiğin sigaralarının senin hesabını yaptığı bir muhasebe anında masanın en pis yere oturtulmayı beklemek ne zordur bilir misin sevgili kirli şarap? dokunma lan kalsın işte sahte boyunların altında kalan tek gerçek pislikler. Sen ağzına sıçıyım derken ağzına sıçılanlar hep seni ararken yanında sen aslında kendi ağzına sıçmakla meşgulken sifonu çekmek aklına bile gelmeyecek hey haytttt! Peki hadi söyle piç mi ahlaklı piçi piç eden mi? hadi söyle yiyorsa kim daha dürüst? söyle ki kör olası vicdanın yanına geliversin

Öyle çok zırvalık biriktiriyorsun kullanıldığını bildiğin zamanlarda en çok bu acizliğin kahrediyor seni bunu da bil

30 Nisan 2012 Pazartesi

Ben Bir Oyun Gördüm Oyun İçinde

Sen çocukken ya da ergenliğe girdiğinde hiç tiyatroya gittin mi?
Ben hiç tiyatroya gitmedim hep tiyatrolar bize geldi.

İstanbul'un İstanbul'dan uzak bir köyünde yaşıyorduk. Kızlar tek başına 20 kilometre öteye bile gidemezdi en azından bizim yaşımızdakiler. Bu sebeple ara ara okula, sahilin karşısında ki düğün salonu görünümlü tam olarak ne olduğunu halen bilemediğimiz yere veya daha sonraları kültür merkezi niyetine kurulan yahut adından dolayı bize öyle gelen binaya tiyatro oyunları gelmiş ve gidip seyretmişliğimiz vardır. Böylece tiyatro ile tanışmışızdır. Ama en çok, lisedeyken sosyal bilimler bölümünde okumam tiyatro metinleri, daha doğrusu tiyatro ile ilgili bilgiye sahip olmamı sağlamıştır.

Zaman geçti, büyüdüm yahut büyüdüğümü sandım, köprüler gördüm ve köprülerin altından nice suların aktığına tanıklık ettim. Evden uçunca kuş misali, oyunlara filmlere gitmeye başladım hatta öyle ki ilk başlarda kendimi pek önemli bir şahsiyet gibi hissederdim o tiyatro salonlarında. O dönem İstanbul'da yaşıyor olmanın kendimce en iyi nimetlerinden faydalandım yani.  E tabi o zamanlar çalışıyoruz ya hafta sonu sinemaymış, konsermiş tiyatroymuş nereye olursa olsun gitmek kolay. Özel tiyatro, şehir tiyatrosu fark etmiyor. Fark ettiğimde zaten işi bırakıp okula başladığım zamanlardı ki, bunda en büyük paya sahip kişi drama hocam sevgili Burcu Salihoğlu'nun "dayatma" ile de olsa emeği büyüktür. Dayatma diyorum zira, kıskanç ve açgözlü akrabalara rağmen işten çıkıp daha doğrusu işsiz kalıp vakıf üniversitesine gitme aptallığında bulunmuşum. Ev kirası, faturalar ay sonu ödenmesi gereken okulun taksitleri....
 Böyle bir dönemde yani beş kuruşsuz olduğum bir dönemde Burcu Hoca ödev verdi ama şart koştu illede şehir tiyatrosuna gideceksiniz diye... Oyunu seyredip notlar alacak değerlendirme vb yapacak sonrada bizde bıraktığı bir nevi subjektir değerlendirmeyi yapacaktık. Ödev güzeldi güzel olmasına da arkadaş bende yol parası bile yoktu. Neyse ki, şansım açıldı bir şekilde oyuna gittim. İlk başta hocanın arkasından konuşmuştuk bazı arkadaşlar özel tiyatrolara gidiyorlardı ve seyrettikleri o oyunlardan birini ödev olarak sunmak istiyordu, kimi de benimle benzer durumdaydı tabii biz sesimizi çıkarmıyorduk. aramızdan birinin tecavüz kaçınılmazsa dediğini hatırlıyorum. (bu arada bu cümlenin manasını halen daha çözemedim hangi tecavüzcü coşkun zihniyetli üretti hadi üretilmiş kadınlar ne demeye kullanıyor anlamıyorum) ortak fikrimiz hocaya çamur atmak oldu: tabii kendisi şehir tiyatrolarında oynamış ya torpil yapıyor!!! Hay zihniyetime, daha da hay olur olmadık açılan çenemin o gün mal gibi kapanmasına küseyim öylece baktım konuşmalara. Aman efendim neyse öyle ya da böyle gittimdi hatta o oyun Kırmızı Pazartesi idi. O günden sonra şehir tiyatroları bi büyüdü, bi kutsandı gönlümde ve zihnimde anlatamam. gerçi sonradan Okan Bayülgen kanal d'de iken programına telefonla bağlanıp böyle benim gibi atıp tutan birine kızmıştı: "sen hiç öğrenciyim param yok oyunu seyretmeye geldim dedinde özel tiyatronun kapısından kovuldun mu?" diye. böylece kıt kanaat oyun çıkarmaya çalışan özel tiyatrolarında zaman zaman tölerans gösterebildiğini öğrenmiş oldumdu. Bu arada bunu öğrendiğimde yaşım 26 veya 27 idi. Kendimden utanayım mı, kızayım mı, şu anki halimi riyakarlık olarak mı değerlendireyim bilmiyorum. Ama ben bu gerçeği bir kaç yıl önce öğrendim. İşte o Kırmızı Pazartesi miladım oldu diyebilirim. O günden sonra da daha önce Sen Riyakar Seyirci Ben Hırsız başlığı altında yazdığım gibi pek çok yolu kullanarak oyunlara gittim. Ve şimdi birileri çıktı daldan düşer gibi, git gardaş diyor sanata, sanatçıya ve seyirciye...

Ha şimdi bana diyeceksin ki ne güzel gidiyorsun işte neyine laf ediyorsun?
Evet laf ediyorum zira önüme gelen oyuna gitme hakkım olsada insanların emeğine tecavüz etme hakkım yok!!!
Evet laf ediyorum zira özel tiyatroların önüne gelen parasız öğrenciye buyur gel deme gibi bir lüksü yok!!!
Evet laf ediyorum zira bu özel tiyatro şehir tiyatrosu düellosu değil!!!
Evet laf ediyorum zira biz bir halk kültüründen bahsediyoruz!!!
Evet laf ediyorum zira sanattan yoksun bir halk kendinden de yoksundur!!!
Evet laf ediyorum zira şu an Sinop'ta yaşıyorum 29 yıl sonra İstanbul dışında yaşamak farklı kültürel değerlerin ulaşılabilirliğinin değerini insanın suratına yumruk atarak öğretiyor!!!
Evet laf ediyorum zira halen işsiz bir öğrenciyim!!!
Evet laf ediyorum zira sanatçıya "sen kim oluyorsun" diyen bir ahlaki zihniyete sahip değilim!!!
Evet laf ediyorum zira apolitiğim. sanatın siyasetçinin kötü kullanım için hazırlanmış malzemesi olamayacak kadar değerli olduğunu inanıyorum!!!
Evet laf ediyorum zira bu ülkede tiyatro sahnesine çıkabilmek için ailesince reddedilmiş bir kadının yaşamış olduğunu biliyorum!!!
Evet laf ediyorum zira tiyatro seyretmeye hakkım olduğunu biliyorum!!!
Evet laf ediyorum zira tiyatro seyretme hakkımın elimden alınmasına tahammül edemiyorum!!!
Evet laf ediyorum zira ben SEYİRCİYİM
Evet laf ediyorum zira........
Daha bir çok neden yüzünden laf ediyorum. cebimdeki 12 lira özel tiyatroya yetmediği ve kendime acıyarak salından çıkmak zorunda kaldığım için laf ediyorum. ve bunun için özel tiyatrolara kızmanın manasızlığını ve mantıksızlığını bildiğim için laf ediyorum!!!

Özür dilerim şu an çok üzgünüm, çok çaresiz ve çok öfkeliyim çünkü,  sanki bedenimden çocuğumu koparıyorlar o kadar kanatıyor o kadar hırpalıyor o kadar üzüyorlar... Ben bu satırları yazarken bir saattir tarih 1 mayıs'ı gösteriyor bu sebeple   #sehirtiyatrolariyokdilemez demenin gerekliliğine inanıyorum 

24 Mart 2012 Cumartesi

Masturbasyonel Ütopyalar

Freud bunlara ne derdi?
Sürekli twitter'den bahsettiğimin farkındayım. Bunun sebeplerinden biri son dönemde gündemi twiter'den takip ediyor oluşum. Özellikle ttler bu konuda çok yardımcı oluyor. Öyle ki ajansa düşmemiş olan haberler bile bir anda ilk ona girebiliyor. Haberin doğruluğunu anlamak için google'de gezinirken bile bulamadığım çok oluyor. Dolayısı ile, diyebilirimki; gündemi takip ettiğim ilk yer twitter. Bu gün yine haliyle twitterde, tt listesine bakarken Sibel Kekilli adını gördüm. Yeni film falan sandım yazılanları okurken hatunumuzun kendini %10 (nasıl birşeyse) hissettiğini söylemesine tepkiler yağıyordu. Bunu yaparkende nereden biliyorlarsa içinde olduğu porno filmlerden feyz alınıyordu. hatta öyleki porno yıldızı olmasından başlayan %10luk milliyetçilik çizgileri çizen insanların kalabalıklığı cidden göz yormakla kalmayıp beynin içine eden bir haldeydi.

Şimdi efendim bu kızımız porno filmlerde yer almış. İyi güzel sen bundan haberdar olup o kadar eleştiriyorsan, bu filmleri seyrediyor olmuş olma ihtimalin çok yüksek. Ha seyretmediysen ne halt etmeye elalemin gazına gelip tozu dumana yarış ettiriyorsun? daha öncede dediğime geliyoruz; Babam ananı keranede görmüş. Ulan o kadar namuslu da baban, ne işi var keranede? hadi gitti madem pek namuslu ne diye sana söylemiş. Hani dedikodu dinen iyi olmayan bir eylemdi. Nerede kaldı senin dini bütün kulluğun???

Bu kız, %10 Türk hissediyormuş. Bu veriye nasıl ulaşılıyor bilmiyorum. Buna rağmen bire vatan sever insan, ne bekliyorsun? Bu kız Türkiye'de yaşamamış, doğru düzgün Türkçe bile bilmeyen bir insan. Ayrıca zannımca iğrenç bir oyuncu. Bu kız kendini ne hissedecek? ne kadar dangalak düşüncelerle dilini gark eyliyorsun.

Bana göre bu gün twitter'de yazılanlar, geçenlerde Buse Terim'e yazılanlardan farklı değildi. Her ikiside aynı mantığın, aynı zihniyetin ürünüydü. zavallılık, kendini bilmezlik, hataya (ki ortadaki hatanın ne olduğuda tartışılır) hata ile karşılık vermekti. Bu sebeple;
"sibel kekilli'yi bu gün konuşanlar freud'a sapık doktor diyen beyinleri üreme organlarına saplanmış bilinçaltı fışkırtmalarıdır"
yazdım. Yazmamla birlikte ortalığın coşması bir oldu. Hayır anlamadığım mail adresimin nasıl bulunduğu zira namus abidesi, dindar milliyetçi arkadaşlarımız arsında beni şeytandan korumakla kendilerini ilahi seviyeye yüceltme çabasındaki klavye mücahitleri arasında mail atan iki kişi olmuş. Halen daha nasıl mail atmayı başarabildiklerini çözebilmiş değilim. muhtemelen bloğun adını görüp buradan yazmışlardır. Anlamıyorum bu işlerden artık neyse ne!!! Erkek oldukları her hallerinden belli bu vatandaşlardan biri üzerine pek alınmış olacak ki saymış sayıştırmış. hatta o zat twitter'den da yazmıştı. profiline baktığımda dün said nursi ve islam ile ilgili bir sürü paylaşımı olduğunu gördüm arkadaşımızın pardon pardon milliyetçi dindar mücahitimizin avatarı da türk bayrağı ile şenlendirilmiş, yazıları zaten buna binaen pek milliyetçi ve dini motiflerle süslenmiş. uslubunu söylemeye gerek bile yok! Bu zavallı yaratık seyrettiği pornolardan masturbasyonla nasibini aldığından, başladı kendine yakışır vaziyette şudur budur tümcelerine ne yapam yani kendisine ütopyalarında başarılar dileyip güle güle dedim. Zira kendisinin ihtiyaçlarını karşılaması için memleketin doktorları bir araya gelse tedavi edemeyeceği bir gerçek.



E gelde şimdi böyle dinden imandan ödün vermeyenlerin, milletten bayraktan kahramanlıklarından dem vuranların, sabahtan beri kekilli ve benzeri konulara ağızları salyalı salyalı yazdıklarını mercek altına alıp ulan zavallılar abazalığınızı halen daha saklıyor musunuz? diye sorma!

Valla bu abaza riyakar takımı sadece kendilerini kandırıyor. işte bu sebeple abaza riyakarların topuna birden masturbasyonel ütopyalarında mutluluklar diliyorum

14 Mart 2012 Çarşamba

Bu Ne Yaman Çelişki Anne-Black Mirror (Anlam(sızlık) Ve Ötesi)

Tamam kabul ediyorum başlık aslında ruh hastasının güncesi kıvamında yazılıp kavramların kavramsızlaştırılmasını çorba yapmayı deneyen acemi ve hevesli aşçıya ait... (en azından böyle de düşünülebilir)= ufff tamam kabul bir şizofrenlik bir çeşit yenilmişlik var. Anlamıyorum sanma sadete hızlanma turlarını beklemeye başladığının farkındayım:

Ettiğimiz küfürlere dikkar ettin mi hiç? Peki anatomi dersi aldın mı? Ya, en azından ilkokula gittin. Fen bilgisi dersi almış oluyorsun bu durumda ve sistemleri az- çok, kıvamlı-kıvamsız hatırlarsın. Heh işte boşaltım ve üreme sistemini duydun. Hoş şimdi ben sana üreme sistemi diyince sen sınıfta ki kıpırdaşmaları,kıkırdayışları,  pembeleşmiş suratları falan hatırlarsın. İyi hadi hatırladın ya sorayım hiç düşündün mü neden pembeleşirdi suratlar yahut niçin o pis kıkırdayışlar olurdu (ki ne hikmetse bence öğretmenlerde diğer derslerde olduğu gibi bir tavırla anlatmazdı bu üreme sistemini. Bi düşün anlayacaksın ne demek istediğimi)

Biliyorum biliyorum kesinlikle küfürleri sevmezsin. Biliyor musun ben sanatta küfrü çok ama çok seviyorum gel gör ki yaşamda küfreden biri değilim hatta işittiğimde bile bi tuhaf olurum, garipserim. Bunun nedeninin bilinçaltı olduğunu söyleyen bir kaç kişi olmuştur yaşamımda. Peki küfürlere dikkat ettin mi sen hiç? Beni soracak olursan; küfürlerimiz, ya boşaltım sistemimizle ilgili oluyor ya da üreme sistemimizle.(böylece sistemleri uzatma sebebimi anlamış oluyorsun) Hayır ne alıp veremediğimiz var bu garibim iki sistemle ilgili onu anlayabilmiş değilim. Zavallı bu iki sistem olmasa ne olurdu düşünsene. birincisi zaten var olmazdık. İkincisi hadi bir şey oldu var olanlar çıktı onlarda patlayıp ölüverirdi. İnan bana bu iki sistemle üretilmiş küfürler haksızlık, saygısızlık ve beyin özürlülük gibi geliyor. Ve maalesef hepimiz bu zavallılığın içindeyiz. En çok küfredenlerin kadınlar olduğu söylenir. Kadınların söylediği  küfürlerden bana en komik geleni hiç tartışmasız "amına koyayım", sikeyim vb. ulan mal bi halt ediyorsun artık ne sebeple (dikkat çekmek, farklı görünmek, işite işite kanıksamak vb) olursa olsun anladık da bari az şu beynini kullanarak yap bu işi. Allasen, sen yanında vibratör falan mı taşıyorsun ne yapıyorsun? bu işin raconunu bize de söylesen bizde seni ulan bu kadın görünümlü erkek diye nitelemesek, yahut yanında bir takım icatlar var sanmasak hatta bence daha da acısı ki bunu en çok ben düşünürüm: BEYİNSİZ olup ezbere küfür savurduğun hissine kapılıp seni de geri zekalılar kategorisine alıp yaşamımızdan defetmesek ne olur?

Her an her yerde herkes küfreder. Bilmem kimin bilmem neresine kor, bilmem kimi bilmem ne yapar, ağzına bilmem ne eder, vs vs vs... Aslına bakarsan bunlar bi halt edemeyen beceriksiz takımıdır. tek bi halt ederler onu bizzat beyninizde gerçekleştirirler.  Montaigne, tarlaya sarımsak ekerken utanmıyorsunuz insan ekerken utanıyorsunuz demiş Denemeler'inde... diğerlerinin görmediğinden utanarak görmemesini, işitmemesini, hissetmemesini sağlamak ve nihayetinde tüm bunların aksine hem kanalizasyonlar patlıyor boşaltım sisteminizden çıkanlar görünüyor, hem de çocuğunuz dünyaya geliyor size tebrikler yağıyor. Yahu bu nasıl çelişki anne! diyesim geliyor. Ve sen bu sakındıklarından envai çeşit küfür üretiyorsun sen söyleyince iyi, başkası söyleyince kötü oluyor. Oh ne ala memleket!!! ilk okuldayken arkadaşının hoşuna gitmeyen bir iş yaptığında, küfür ettiğinde ne bileyim kavgaya falan karıştığında ispiyoncu sınıf arkadaşları hemen "Hiiiiii seni örtmene diiiccceeeeemmmm" diyip seni ispiyonlama ve sana gözdağı verme operasyonuna girişir. Onlara o zamanlar aklımıza gelmeyen bir şey var: ulan sen ne kadar malsın. Sen önce git öğretmen demeyi öğren.  Hem  ispiyoncu, hem taklidi konuşma yapan biri muhatabım olamaz onun ispiyonuyla bana kaşını çatan öğretmende nazarımda onun girdiği deliğe girer (nokta). Hayır sen madem iyi aile çocuğusun nereden biliyorsun onun kötü bir manası olduğunu? anam babanı keranede görmüş hikayesine dönüyor bu iş!!!(bu arada o kadınları severim ayrıca belirteyim fahişelerden daha dürüstünü görmedim)

11 Mart 2012 Pazar

Sen Riyakar Seyirci Ben Hırsız

Seninle Evlenir miyim?

Bilmem kaç hafta öncesinde başlayıp son üç haftadır inatla biletini satmaya çalıştığımız oyunun adı.

Sinop'ta bir tiyatro salonu yok hoş, esasında gerçek mana da profesyonel manada bu işi yapanda yok. Sinop'ta sinema da yok. Buraya ilk geldiğimde 20-30 kişilik bir sinema salonu olduğunu vizyondan çoktan kalkmış olan filmlerden birinin gösterildiğini söyleyenler olmuştu ancak Kurtlar Vadisi ile Said Nursi'nin hayatını anlatan iki film haricinde başka film afişi görmedim bir yıl içinde...

Hal böyleyken zaman zaman dernek, sendika gibi kurumlar tiyatro getirmeye kalkışıyor taa Ankara'dan veya İstanbul'dan. Gel gör ki bilet satana kadar türlü dereden türlü su getiriyorsun.

Buraya ilk geldiğimde insaların üzüntüyle belirttikleri konuydu sinema salonu ile tiyatro salonu olmayışı.  Pek kültür abidesi halkım nasıl anlatıyor derdini neler söylüyor duysan hayrına google amcanla konuşur haçan buralara şöyle en güzelinden bir kültür salonu yaptırırdın. O derece hani! Olay aslında tam Aziz Nesinlik... Geçen yıl berektliydi. Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği bir kaç tane oyun getirdi. Bir arkadaşla beraber biz de pek uyanığız ya insanlara koltuk gösterme bahanesiyle kendimize görev uydurup ücretsiz oyunları gördük. Yanlış hatırlamıyorsam bir kere de Eğitim-Sen bir oyun getirmişti yine aynı metodla oyunu gördük. öyle ileri gitmişiz ki şimdi Halk Eğitim'de hangi etkinliğin afişleri asılsa bize soruyorlar. Bu yıl oyun falan olmadı. Salı günü kısmetse Seninle Evlenirmiyim ile sezonu açıyoruz. Bir kitabevi bu kez organizasyonu düzenleyen, Düşünenler Kitabevi... Kendilerine inatla teşekkür ediyorum. Ne zamandır bilet satmaya çalışıyor ve şu ana kadar pek sanatsever halkımız arasından 70 kişi çıkmış bileti alan.

Geçen hafta Okan, Metin Uca ve Nedim Şaban'ı konuk etti programa. nasıl heyecanla bekledim. Araya Ece Vahapoğlu'da girdi. Pek hatırlamıyorum sanırım Vahapoğlu bir kitap çıkarmış konusu sağlıklı yaşam olan ondan ve bir beyden bahsettiler. Programın bu bölümüyle ilgili tek hatırladığım bu. Son konuk Nedim Şaban'dı o akşam. Her zaman ki Nedim Şaban işte! İlgilisinden gayrısının pek seyretmeyi planlayacağı türden olmayan bir olağanlıkla program devam ediyordu. Bence gayette zevkliydi. Hele hele Onca Yoksulluk Varken adlı oyunu güzel güzel anlatırken heyecan doruk yapıyordu. İlk duyduğumdan beri konusu beni benden alan oyun, bir nevi, tabir-i caizse amme hizmeti niteliğinde ekşi sözlük yazarlarına ücretsiz perdelerini açmış, geçenlerde de blog yazarlarına aynı güzelliği yapmıştır (ki bence bu devirde böyle bir eylem tiyatronun aşkla yapılan bir iş olduğunun göstergelerindendir) Program böyle tadından yenmez halde devam ederken Balıkesir'den bir bayan aradı. Aynı bizim Sinop gibi yakınmaya başladı vay oyun yokmuş, vay gelmiyormuş, vay o vay bu... Hani hatunumuzu duysan acır bu sanatsever toplum adına, başta balıkesir olmak üzere yurdumun dört bir yanını kültür merkezleriyle donatırsın. Tabii sonra çoookkk pişman olursun ayrı konu. Zira boş teneke ses çıkarır deyişini bizzat acı bir halde yaşamış ve de öğrenmiş olursun. Tıpkı bizim Sinop hüsranına dönüşür. Yaaa o kadın konuşuyor ya, yemin ederim nasıl debeleniyorum. Hazır bir riyakar daha bulmuşum ve buna insanların karşısında bağıra bağıra kusayım diyorum gel gör telefon arama yapmıyor. Sigara üstüne sigara yakıyorum. Sinirden geberiyorum. Çünkü insanları aptal yerine koyan yalancı riyakarlara dayanamıyorum. İşte böyle anlarda da gecenin diğer süper konuğu Metin Uca gibilere aşık oluveriyorum. Zira böyleleri, hem çok güzel böyle bağıra bağıra küfür ediyor, hem de kimse fark etmiyor!!!

Hem Hastasın Hem Sigara İçiyorsun

Hem hastasın hem sigara içiyorsun....
Bunu birinden daha duyarsam onun yaşamda ki yeri benim kainattaki yerim kadar olacak...

Bilgisayar kucağımda sağolsun adamcağızım çayımı tazeledi yanıbaşımda ki masaya koyuverdi kampanya için slogan arıyorum ya az kendime geleyim hazır çayı da bulmuşken kaç saattir sigaraya değmemiş elimi pakete uzattım. Paketi alırken fark ettim başımın deminden beri neden rahatsızlık duyduğunu... Böyle zamanlarda iki yastık kullanırım meğer üstte ki yastık yer ile birleşmiş ama durumu anlamamışım. Duaklarım nihayet sigarayla buluştu. Allahım ne mutlulu, bedeninde ki ağrıların azalması, bilgisayara kucağına alıp çalışmaya devam etmek, sana birilerinin yardım etmesi, çay veee sigara ile buluşmak....

Ben hastaysam yatağın sağı solu doluverir. bir yanda ilaçlar ve içi su dolu pet şişe, mendil, ıslak mendil, diğer taraftaki bu genelde masa sehpa gibi bir takım araçların üstüdür; yiyecekler, sigara-çakmak, sanki okuyabilecekmişim gibi ve sayısının neden şaşmadan iki olduğunu bilmediğim iki adet kitap, bir türlü açamayacağım bilgisayar, kalem-kağıt, abur-cubur yanımda olduğunda pek işe yaramayan ama uzaktayken çala çala bihalolan telefon.... böylesine çevreyi kirletirim byük bir oburlukla ve egoistçe etrafı çingene atını kaybetse bulamaz hale getiriveririm.

Yine öyle günlerden birindeyim bu gün. Üç gündür yatıyorum bu gün daha iyi olduğumdan şu bilgisayar asıl olması gereken yere, kucağıma gelebildi. Sigara da masadan inip sağ tarafımda ki asıl yerine ilişiverdi...
hastasın sigara içiyorsun diyenlere yapacağım eylem

İnsan hasta olduğu zamanlar çevresinde ki insanların tıp bilgisinin ne kadar da engin olduğunu anlaması fazla zamanını almıyor. Herkes, her türlü hastalıkla ilgili yatış pozisyonundan tut, yediği yahut yemesi ve yememesi gereken yemeğe, kullandığı ve kullanacağı ilaca hatta hangi doktora gitmesi gerektiğine kadar bir yığın bilgiyle, seni aydınlatıyor. Ben bunların arasında en çok "sigara" mevzusuna gıcık oluyorum. Farz-ı misal, bir yerdesin ımm neresi olsun? hadi kafeye gitmişsin bir kaç kişi var yanında sen bir yandan elinde mendil bunları dinliyorsun sesin değişmiş, gözlerin hafif nemli. O sıra garson geliyor ne istediğinizi soruyor sen bitki çayı veya nane-limon türü bir şey istiyorsun o ana kadar sana bir takım tatkikler veren arkadaşlar o andan itibaren daha da bir uzman oluyor. aaa şunu iç aaa bunu iç vs vs vs ulan bi susun be gerizekalı değilim onları bende duydum bakışı atıyorsunuz ama nafile bu bakışı anlamamakta diretiyorlar. Derken bunların yanından ayrılmaya bahane olan biricik "dostun"u eline alıp dışarı çıkacaksın (e malum artık öyle her istediğin an her yerde sigara içemiyorsun)
- aaa hem hastayım diyprsun hem sigara içiyorsun!!!!
ulllaaannnnn mmmaaaaaalllllll diye başlayan bir sürü cümle kurasın geliyor ama yapmıyorsun bir iki mırın kırın cümlecik kurup çıkıyorsun....

Bu gün de bu oldu tam sigarayı yaktım. Sağolsun bi arkadaş geldi ziyarete  "hem yatıyorsun hastasın hem sigara içiyorsun" diyerek asli görevini icra etmiş oldu...

6 Mart 2012 Salı

8 Mart Dünya Kadınlar Günü

Vakti zamanında taa 19. yüzyılda Amerika'da dokuma işçileri ağır çalışma koşullarını  iyileştirilmesi istemiyle grev yapar. Ancak kapitalizmin bu günkü beşiği o günlerden adımlarını sağlamlaştırmanın önemini biliyor olacak ki, polis söz konusu işçilere saldırır daha da acısı onları kilitler. Nasıl olmuştur, nereden çıkmıştır bilmediğimiz bir yangın çıkar ve yüz otuza yakın işçinin yangından kaçamayarak acı bir şekilde ölümüyle bu insanlık dramı, tarihin sayfalarına geçiverir.

Bu olaydan yaklaşık elli yıl sonra Danimarka'da Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı düzenlenir. Alman sosyal demokratlardan Clara Zetkin adında biri yaşanan tekstil faciasında yaşamını yitiren kadın işçiler adına dünya kadınlar günü olarak anılmasını önerir ve bu öneri kabul edilir. (muhtemelen oylama yapılmıştır. Emin değilim)

Sanırım ilk olarak 8 Martta kutlanması Moskova'da olmuş olan bu özel gün, dünya savaşları sırasında yasaklanmış ancak, 60'ların sonu 70'ler başı gibi Amerika'da da kutlanmaya başlayınca, haliyle daha fazla ülkeye yayılma fırsatı bulmuş 8 mart dünya kadınlar günü adıyla.

Türk dizilerinde bile kadının durumu
Durum böyle olunca Emekçi Kadınlar Günü adıyla 20yy ilk çeyreğinde yurdumda da kutlanmaya başlanan gün 1980-1984 arası kutlanamamış (yani öyle muydanlarda falan)

E sanırım bu kadar yeter artık zamanı geldi asıl konuya geçmenin değil mi? Hani daha öncede bahsetmiştim ya özel günlere olan "ultra hassasiyetim"den şimdi durum yine bunu doğruluyor. Öyle ki yurdum insanı bence yine riyakarlığını göstermek hususunda son hız devam ediyor. Öyle ki vites "5"ten bir türlü "3" ne bileyim "2"ye inemiyor. Hani bu "özel gün"de yani 8 mart dünya kadınlar gününde bir takım ciddiyetlikleri tartışıp sürekli olması için kararlar alıp uygulayacaktık? İşte buna veremediğin yanıt yüzünden gıcık oluyorum özel günlere ve yine yanıt veremediğin için inatla "riyakarlık"tan bahsediyorum.

Emine Şenlikoğlu'nun bir kitabının adıdır: "Kadınları Kadınlar da Eziyor"

Bence "DE"si de fazla ya!

Dün nedenini bilmediğim bir tt twittaşlarım tarafından saatlerce ilk sırada yer aldı. Hakkını yemeyim böyle bir ttnin ayıp ve saygısız olduğunu da yazanlar vardı. Lakin TT oluşmasında ve adı geçen şahsın bu söz konusu ttde kendine yapılanı hak ettiğini belirtenlerin (ki bunların belkide yarıdan fazlası kadındı) sayısı neredeyse ttye yazanlar kadardı... Bu iğrenç ötesi ttye belkide en güzel yanıt Serkan Balbal adını taşıyordu;
"Anne babayı en çok cocuklarından vurarak üzersiniz,ama bunun vebalini de ödeyemezsiniz. Fatih Terim ve GS'ye bu mesaj şekli,FB ye yakışmaz."
Kendisine teşekkür etmemek ve hayran kalmamak mümkün mü? Ve yine yukarıda ki alıntıdan da anlıyoruz ki "İNSAN" olmanın ve "İNSANLIĞIN" cinsiyeti yoktur-olmamalıdır!!!

#buseTerimKADIKÖYegelsinAtesimiziAlsın  5 mart günü tt olan bu iğrenç cümlenin açıklaması ne olabilir? daha da ileriye gidiyorum; bu kadar vahşileşmek ve 8 martta kuvvetle muhtemeldir ki yine kadın hakkından, insanlıktan, tecavüzden, namustan bilmem neden bahsedecek yine bu şahs-ı muhteremler olmayacak mı? peki bu twittaşlar RİYAKAR değilde nedir? Hani bir takım "zavallı delikanlılar" vardır bu zatlar önüne gelen kadınnla cinsel ilişkiye girdiklerini mahalle meydanlarından ağızlarından salyalar akarak, pis dişleri görünerek gözlerinin beyazı sarıya dönmüş halde ballandıra ballandıra anlatır durur yanında "pek delikanlı" arkadaşlarına.... Bununlada yetinmez bu pek delikanlı vatandaşımız, gider önüne gelen kadına yaltaklanır, yaltaklanamadığına çamur atar, beyni donunun içindedir bunların.... Bu beyni donu içinde olanlar gider günün birinde kızkardeşinin talibine göz dağı veriverir hatta mahallesine karşı bile namus bekçiliği yapmak gibi bir ulvi görevi zannını mahalleliye de aynı salaklıkta kabul etmeye yeltenir.

İşte dün tt olan cümle hele hele o ttye kadınların da yazması bana yukarıdakileri hatırlattı. Ve ne hikmetse bunlar 8 martta yine çığıtkanlık yapacak maalesef rtük amcam okan'a yaptığını yapamayacak "net"ük gibi bir "denetleme" amcamız da henüz kurulmadığına göre daha kaç tane buse başka buseler tarafından gümbürtüye gidip RİYAKARLIK çeşmesinde ki o pis sudan tatmış olacak. Ha bir hatırlatma bu iğrençlikler tüketim toplumunun nette ki daha da hızlı tüketimi yüzünden anlık en fazla birkaç saatlik süren bir hız ve oburlukla yenip-kullanılıp tükenip gidecek.... yazık buseler buselerin beyninin tepesinde masturbasyon yapacak. İşte o abaza delikanlıların yapamadığını hatta istese de yapamayacağını kadınlar birbirine yapacak....
İşte sana yeniden söylemek durumundayım "özel gün"ler samimiyetsiz günlerdir. Ve esasında hiç bir işe yaradığı yoktur. Zira içi boşaltılmıştır.

Neyse 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nde klavyeniz dert görmeye pek sevgili twitdaşlarım. Parmaklarınıza kuvvet haydin davranın bakam....

18 Şubat 2012 Cumartesi

Özür dilerim eşekliğimin farkındayım kalbini kırdım...

sosyal medya kullanımının artması ile özlü söz, altı çizili sözler gibi "özdeyiş" diyebileceğimiz cümlelerin yaygınlaşması da son derece arttı. hem iyi hem kötü olduğunu düşünüyorum. İyi çünkü, kimisi ömründe duymayacağı-tanımayacağı insanlarla tanışmış olup aynı zamanda zihin jimnastiği yapma yeteneğine girdi. Bununla birlikte kimi de ego patlaması neticelerinden kendini "farklı" tanıtma yalaklığında. neyse konum bu değil aslında az önce facebook'ta gezerken bir arkadaşımın Freud amcamdan bir cümle paylaştığını gördüm. cümle yeniden burnumun ortasına bir yumruk oluverdi halen daha da acıyı hissediyorum hani! mevzu bahis olan cümlemiz; " Özür Dilemek, sizin haksız olduğunuz, karşı tarafın haklı olduğu manasına gelmez. Karşınızdaki insana verdiğiniz değerin egonuzdan yüksek olduğunu ifade eder." idi. "sapık doktor" dedikleri ama benim aşık olduğum amcacağızım egoyu güzel sindirmiş gibi görünse de kendimde olan bir durum var ki asıl takıldığım nokta o.
şimdi efendim, oldukça patavatsız biri olduğuımu malesef tecrübelerimden biliyorum. Hani bazı tipler vardır çok uğraşırlar çok didinirler kibar olmak ve daha önemlisi kalp kırmamak için gel gör ki en fazla kalp kıran kendileri olur. hah işte aynı onlardanım bendeniz. öyle ki  en olmadık anda en mucize kişiyi bile yerin dibine sokup "hay mal yeri yarda içine gir nasıl yaptın hadi çık şimdi bakalım" diyen biriyim.
işte böyle bir durumda nasıl olurda özür dilerim diyebilirim? böyle bir yüzsüzlük nasıl icra edilir? evet yüzsüzlük dedim zira bana göre bu yüzsüzlğün ulaştığı zirvedir ve malesef pek çok yüzsüzün yediği halt olan pek ince- görgülü bir zirvedir. hiç rastlamadım bunu aynı incelikte "hangi yüzle bunu istiyorsun" diyene... işte bu sebepledir ki gerçekten zorlanıyorum karşı tarafa eşekliğimden ötürü özür dilemeye. amma velakin insanlar beni hep kibar ve bol bol teşekkür eden ve aynı bollukta özür dileyen biri olarak betimler hatta bazen abarttığımı söyleyenler bile olur. evet bol bol teşekkür ederim günlük yaşamda. Allah'a, ailelere, hocalara, şoförlere, çalışanlara, aylaklara onlara, bunlara, şunlara... sonu gelmez teşekkürlerimin. aslına bakarsan sevgili anason özürleriminde sonu gelmez. ota çamura özür dilerim! peki bu çelişki nedir???
evet herşeye özür diliyorum; rahatsız ettiğim için, çalışmayı yahut konuşmayı böldüğüm için onun için bunun için sonu gelmez bunların geldiğinde ise açık açık görülür ki, işe yaramayan ne varsa hepsine özür dilemişim ve ben aynı natolukla halen daha yaşamdan çaldığım oksijeni tüketme sevdasındayım. özet odur ki, sevgili canım ciğerim Freud amcacığım inan bana iflah olmaz egomdan değil bu özürsüzlüğüm sadece yediğim haltın büyüklüğünün farkında olmamdan. 
Özür dilerim eşekliğimin farkındayım kalbini kırdım...