kadın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kadın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Mart 2013 Çarşamba

Acil Koca Aranıyor (Allahın Kezbanı Koca Ararken)

Millet ağzına dolamış evlilik programlarında ki kadınların sorularını:
Ne kadar maaş alıyorsun?
Evin var mı?
Araban Var mı?
Yazlığın var mı?
Karını gezmeye nerelere götürürsün? vb vb vb sorularını.....

Şimdi efendim yüzyıllardır mazhar olmuş bir geleneğimiz var; "Görücü usulü evlilik" Bu nedir? Kızı ve erkeği tanıyanlar bu iki genci birbirine münasip görür ve bu iş olur kararı alır. Esasında bu münasip görme işi aynı zamanda ailelerin ve maddiyatında müsait görülme eylemidir. Şayet gencimiz kıza anlatılıyorsa; "aman kızım falan iş yerinde bilmem neci, yok efendim bilmem ne kadar maaş alıyor, evi var arabası var, sen de akıllı olursan şuyu da olur buyu da olur" diyerekten kızın gönlünü çelmeye çalışır. Delikanlı için bu münasiplikten kasıt genelde, iyi ahlaklı, eli erkek eline değmemiş, becerikli, yetenekli, güzeller güzeli filan olmasıdır.

Yahut iki genç evlenmeye niyetlendiği zaman kıza sorulur damat "ne iş yapıyor?" tabi burada amaç damat beyimizin aldığı ücreti hesaplamak ve bu ücretin daimliği ile garantisini kestirmektir. Daha sonra içten içe kıyaslamalar başlar filanın kızı bilmem kimle evleniyor yağlı kapıya demir atmış gibilerinden. E bunu kızımıza kimsenin söylemediğini hatırlatmaya gerek yok kız az zeki ise bakışlardan anlar...

Kız için her daim maddiyat önemli olmak zorundadır zira annesi tarafından "benim çektiklerimi çekme" ilkesi ile yetişmiştir. hatta maddiyatı önemsemeyen kız evliliğe yakın bunun önemsenmesi gereken ilk husus olduğunu sülalecek yapılan tavırlardan idrak eder. Gel gör ki maddiyat ilk sırada iken kızlarımızın kimisi bunu ilk anda bazen bilinçli bazen bilinçsiz kabul etmeyerek yakışıklılık nezaket gibi bir takım önceliklere gark olur.

Oğlumuz içinse aslolan "ilk olmaktır" yani BEKARET dururken diğer hususlar ikinci üçüncü hatta dördüncü boyutta önem arz eder. En okumuşundan en cahiline, en paralısından en züğürdüne genelde "kıyas" sorunu yaşadıklarından bekaret kendileri için ilk sırayı alır. Ve kızımın yanlışına bunlarda düşerek bunu genelde farklı önem sırasına bilinçli ya da bilinçsiz atıverirler. ve ilk sırada ki önemli gerekçe güzellik ve ahlak olmuş olur...

Bu yanılsamaların sonuçları malüm... ohoooo hatta tezler yazılır bunların sonuçları için. Kezbanlarımıza dönecek olursak; kadının aşık oldukları bir olgu olan güç devreye girer. yaşamında ki ilk aşkı baba ile yaşayan kızımız kendisini onun gibi koruyup kollayacak, her kötüden onu saklayacak kendisinin sığınacağı liman olacağı, yaptığı her harcamaya boyun eğen ve kız harcadıkça mutlu olan, hiç sormadan kendisine para veren, onu dinleyen hatta dinlemeyi seven bir adam arayışına girer.

Kezbanlarımız kendilerine bakmadan zengin koca, mevki sahibi bir çalışan, bir sürü bir sürü para kazanan ve bu parası hem düzenli hem garanti olan, evi arabası olan, kızımıza her istediğini giymesine, istediği yere gitmesine karışmayan ama kendi her bişeyini rapor eden, onu şımartan, nazını kaprisini çeken, sürprizlere boğan, sevgi sözcüklerini günbegün havalarda uçuşturan erkek derdine düşer...

Yakinen tanıdığım Kezbanların allahı olabilecek kapasitede birinin kriterlerini tam olarak yazayımda rahatlayım daha iyi olacak;
mevki sahibi
çok iyi parası olan
yazlık ve kışlığı olan
arabası olan evlenir evlenmez karısına da araba alacak olan
evin her türlü masrafını erkeğin göreceği
yılda dört kez tatile götürecek on iki kez kaçamak yapacak olan
her istediğini giymesine izin veren ama giydiğinde kıskanan (burada ki mantığı allah rızası için biri açıklasın)
kendisini aşk sarhoşu edecek
diğer blaları yazmayım eniyisi anlayan anladı... bir de şu yukarıda ki özellikleri barındıran "salak" bir tanıdığınız varsa dönüş yaparsanız ben kız tarafından siz erkek tarafından sevaba gireriz inşallah yapalım be şunların işini

8 Aralık 2012 Cumartesi

Salonda-Mutfakta-Yatakta Nerede Bu "Kadın"?

kadınlık olgusundan anladığı cinsel bir takım temalar olan kadınlar ciddi bir karmaşa yaşıyor sonra ceremesini hemcinslerine çektiriyor pes!

Son birkaç yıldır kadınların "kadın" kavramına ilişkin tanımları, duruşları ve yaklaşımları farkında olarak yahut olmayarak bir şekilde dikkatimi çekiyor. Çocukluğumdan daha doğrusu ortaokuldan beri kadın kelimesini cinsiyet manasından çok uzakta anlamlandırdığımı ve bu yönden kullandığımı fark ettim. Geçenlerde bir anket vardı cinsiyet soruluyor arkada ki arkadaşların birbirine sorusuna tanık oldum "sen cinsiyete kız mı yazacaksın, bayan mı" yahu kadın-kız-bayan senin için ne mana ifade ve niçin rahatsız ediyor hiç düşündü mü diye sorasım geldi baktım konu uzayacak sustum.

Gel gör ki inkar edemeyeceğimiz bir gerçek var; kadın olmak bekaretle doğrudan ilişkili bir tanım-kavram olarak kullanılıyor. Bana gelince yok efendim böyle bir durum. Asıl karın ağrıma dönecek olursam ki bunu sırf seni sıkmak istemediğim için yapıyorum:

hatunun biriyle tanışıyorum yaklaşık bir yıldır adı ananas. bakımlı bakımlı hani maaşını kuaföre yediriyor desem atmış olmayacağım üstüne yemin etsem başım ağrımayacak her neyse yazın plaja gittik plajda ki hatunları eleştirdi "şunlara bak kadınlıktan dişilikten anlamıyor" hatta bazen erkek arkadaşlarla bir yerlere gittiğimizde ne hikmetse ananas'la muhabbet bir şekilde kadın-erkek ilişkisine bodoslama dalmış oluyor. "sen kadın görmemişsin oğlum", "benim gibi kadını buldunuz..." vb vb vb eeee hatunum sonra lan daha kadın kelimesini tanımlayamıyorsun üzerinde iki dakika zahmet edip düşünmemişsin zira kadınlık sadece bacaklarının arasında, kafatasının dışını süslemekten içine vakit ayıramamışsın kadınlıktan bahsediyorsun. Gündüz öğle yemeğindeydik dayanamadım ağzımdan kaçırdım; "hani salonda hanımefendi, mutfakta aşçı, yatakta orospu var ya he işte bunun manası sandığımızdan daha zahmetli daha özverili daha sorumluluk yükleyici sence irdelesek ne çıkar?"

ananas la hadi kalk hepimize bir iyilik yap varlık sebebini düşün söz kanaat kullanıp yüz vereceğim... yeter ki artık şu beyin masturbasyonunu yaparken bizi rahat bırak

6 Temmuz 2012 Cuma

Maydanoz İyidir Bir de Kene Gibi Yapışmasa

bazen korkakça kaçmak değil sadece  huzurdur 
Yine Maydanoz'layım. Onunla yatıp Onunla kalktığım bir sabahı daha mide ağrısıyla karşılamış olmanın tarifsiz  hüznü, şaşkınlığı ve salaklığı içinde debeleniyorum. İçimde  Ona karşı olan herşeyi silmeye çalışıyorum, yaşanmışlıkları ve hissettirtirdiklerini yanlış anlamalara yorumlamaya çalışıyorum. Tam evet başardım derken yeni bir bomba patlatıyor. Susuyorum anlamamış gibi yapıyor veya sen çocuksun olur öyle şeyler  gibilerinden bakış atıyorum hiç olmadı kiminde benim için mühim değil imajı vermeye çalışıyorum... Ne zavallılık Allah'ım bu böyle! Gün geçmiyor ki yeni bir bomba patlatmasın gece hep kendimle uğraşıyorum yatakta... Yine o ip sahnesi, nefes almadığımı hatta nefes almadığım için kendimi çok iyi hissettiğimi, huzurla dolduğumu hissediyorum.

Kalbini kırmak istemiyorum. Her zaman yüz yüze bakıyoruz. Hayır özünde de cidden öyle iyi biri ki şu salaklıklarını, hadsizliklerini terbiyesizliklerini yalnız benimle yaşıyor diye düşünüyorum. Aslında bu düşünce hasıl olunca da Onun kötü bir insan olmadığına inanarak sevmeyi yeğliyorum lakin bu da kısa sürüyor. Hatta daha kötü oluyor. Kin doluyorum o vakit zira Maydanoza karşı...

Kimi gün ölçüyor, tartıyor, konuşmamı hazırlıyorum Ama konu açılınca lal kesiliyorum. söyleyemiyorum hiç bir şey. Bunu ailemden biri yapsa şimdiye hastanelik olmuştu. Bu gerçeği hatırlamak hem fiziksel-ruhsal hem de zihinsel olarak beni benden alıyor. Bu aralar saçım hep elektirikli meğer bu sebepleymiş yeni öğrendim. Ben onun için onlarca plan yapmıştım hiç birini tabiki gerçekleştiremiyoruz. Ama bu yaşananlardan sonra bir daha ben bir hafta ki ben olarak karşısına çık(A)mayacağımdan adım gibi eminim. İçimden "sende yaşarsan" derken yakalıyorum kendimi. Bu da bedduaya giriyor utanıyorum kızıyorum kendime. Analayacağın her bir yanı boklu değnek.... Kene oldu yapıştı çıkarmanın mümkünatı yok! Geçmiş olsun emelb.!!!

5 Temmuz 2012 Perşembe

Ufalan-Kaybol-İçerle-Ağlama-Kork-SUS

Yazıyorum-çiziyorum sonra siliyorum... Bunalıyorum bu uyuşuk koşuşturma içinde sil baştan tekrar yazmaya başlıyorum. İçinde volkanlar patlarken insan, kalbi gümbede güm güm atarken gebertecek kadar hızla ve manasızca içinde ki kavgalara tanık olan insanın yine içinde defalarca başkalarıyla kavgasını seyrediyorum. Üzgünüm evet ama en çok kızgınım, kırgınım... Neyi nedeni nasılı yok olmamalıda zaten biliyorum. Lakin söz geçiremiyorum. Ufalıyorum kendi kendime un ufak olup kaybolasım geliyor ve yine her gece aynı manzarayla kapatıyorum gözlerimi... Ah Allah'ım nasılda huzura erdiriyor insanı1koca ağacın tepesine asılı  uzaktan kendini seyredişi...

Çok sinirliyim kendimle kavga ediyorum kimseye bulaşamadığım ve asla beceremeyeceğim bulaşamamam sebebiyle. mide ve bağırsak ağrılarıyla uyanıyorum sabahları gün boyu hiç eksilmeden bekleyerek devam ediyor ağrılarım. Nedenini biliyorum en çokta buna içerliyorum yalan yok.

Sen yeter ki sus
Susuyorum... En çok konuşmam gereken yerde susuyorum. nasıl da can acıtıyor bu susmalar yaşamayan anlayamaz. Beynimi kemiriyor kelamlarım sabahtan başlayıp akşama kadar hatta yatana kadar beynimde konuşuyorum. Bu aralar genellikle kavga halinde buluyorum kelimelerimi, kiminde ise, laf anlatmaya çalışıyorum yaşamımda ki insanlara tek tek. yıllardır yeryüzünü işgal edipte bir tek nezaket, bir tek yaşam katamamışlara...He ara ara sorularla boğuşmaya çalıştığımı fark ediyorum. Misal; bir insanın telefonu niçin başkalarınca karıştırılır, başkaları yanıtlar? Veya başkalarının yatak odasına hurra girmek nasıl mümkündür? Özel yaşam denen kavramdan bu kadar yoksun olunması nasıl mümkün olur? Dedim ya sadece kendime soruyorum, kendimle kavga ediyorum, kendime anlatıyorum. Bundandır tek yanıtlayan, tek yorumlayan ve dinleyen yine kendim oluyor. Beynim şişmiş halde gece yatağa giriyorum. Sabah yine mide bağırsak savaşlarına gireceğimi bile bile!!! O kadar konuşma boşuna oluyor yani zira benden başkası duymuyorum ben sadece susuyorum.

Ağlamak ne büyük nimettir. Ulu orta her yerde ağlayanlara gıpta ediyorum. ağlayamıyorum! Her şeyi hazırlıyorum oysa, ortam ağlamak için ama o esnada biri geliveriyor, bir şey oluyor yahut telefondakine teselli zorunluluğu doğuyor. Olmuyor anlayacağın hep bir bahane çıkıyor şu zıkkım olası gözümden yaş akmıyor.

Korkuyorum. Sonu gördüğüm için, sustuğum için, daha önce koşmam gereken yerlere yürüdüğüm için, durmam gerekirken devam ettiğim için... Sorularımı aktaramadığım için çok korkuyorum.

Yalnızlık tek başına olmayı seçen insan için ne güzeldir. Ne büyük nimettir. Oysa gel de onlarca insan içinde  yapayalnız olana anlat bunu! Diğerlerini dinlemek, Şakalarına gülmek, hüzünlerine omuz olmak veya ağlamak.... Anlatamamak, hoş aslında galiba dinlemiyoruz dinliyormuş gibi yapıyoruz o kadar. "mış gibi yaşamlar" bizimkisi... eğlen, mutlu ol, güzel konuş, iyi dinleyici ol, arkadaş, eş, dost, sevgili, kardeş, anne-baba, evlat ol... Ama illede ol. Nasıl olduğu mühim değil. Zaten mühim olan sen değilsin ki! Mühim olan Ayşe Hanım ile Ahmet Bey! Gerisini boşver kendini boşver!

Ağla, hüzünlen, geber, acı çek... Ama kimseler görmesin. Hiç kimseye hissettirme, Yemek yeme mesala insanlara iki kilo fazlam var de savuştur başından kimse içini deşmez. Ama sen ev al, araba al, eşya al, pahalı mücevherler ol asıl sorun onlar herkes didiklesin, sende anlat, anlattıkça egon tavan yapsın gerindikçe gerin!!! Herşeyin "mış gibi" nasıl olsa sende sahtesin yaşamında, hava attıklarında, ezildiklerinde!!! İşte olay burada patlayıveriyor zaten. Madem diyorsun yalanın figüranlarıyız, tahtadan bacaklarımız toprağın dibini boylayacak iki dakika kusayım herşeyi.... Ama olmuyor işte, kusmuğun hep içinde birikiyor, seni toprağa götürene kadar....


20 Mart 2012 Salı

Seksenler Merdaneli Makine ve Doksanların Sonu

Şimdi efendim malum nostalji olsun diye selsenler dizisinin çekilmeye başladığını duyduğumdan beri heyecanla bekliyorum. Bir süre seyredemedim. Kraliyet ailesini de Seksenleri de seyretmek bir türlü nasip olmadı zira zıkkımın dibini yiyesice uydu cancağızım kanalları çekmedi. Okan'ı nette seyredemdedim bahtsız bedevinin dillere destan süper ötesi şansı ile yüzyüze kaldım. Mübarek beni bekler gibi nette bir türlü sağlıklı yayın olmadı seyredemedim. İtiraf edeym hasetimden de çatladım o dönemde.
Neyse efendim konumuz emelb. ve televizyon çilesi değil kısmetse o gevezeliği başka bir gün yaparız. Az evvel Seksenler'de merdaneli çamaşır makinesi klasi yaşandı bende de anılar canlandı.

merdaneli çamaşır makinesi. Hatunun mutluluğuna İnanma!
Bizim eve ne zaman bu merdaneli çamaşır makinesi girdi bilmiyorum. Amma velakin herbişeyini hatırlıyorum. Mahallede her hafta mutlaka el, kol, saç gibi organların merdaneye takıldığı bilmem ne olduğu gibi efsaneler dolaşırdı. Mubarek ne merdaneyse Bebek Çaki'nin kaşsız-gözsüz bebek olmayan haliydi sanki. yani öyle ki banyolarımızda seri katil besliyor gibiydik. İnanılmaz korkardım o sebeple bu aletten. Zaten ömür hayatımda bir, düdüklü tencereden bir de bu merdaneli makinalardan korktum. Hatta halen daha da korkarım. Pek çok açıdan eleştirdiğim eksikler var dediğim Seksenler'de az önce çamaşır makinesi sahnesinin hatırlattıklarına gelince;

Hiç unutmam 8 yaşlarındayım yaşıtım bir kız arkadaşım kolunu kağtırmıştı zaten incecik olan kolu, çatırt diye çatlamıştı. Komşumuz parmaklarını çıkarmayı başarmış, bir başkası bir güzel saçlarını yoldurmuştu. Bu tür kazaların hiç biri bizim evde yaşanmadı amma velakin benzer efsanelerden ötürü makinenin merdanesine çamaşır konurken taaaa iki metre uzakta merdanenin çamaşırı kapması sağlandı. Hatta bu konuda bence türkiye rekorları bizim evdedir. Öyleki bir zaman sonra bu merdane bozuldu. Ne hikmetse annem hiç bozuk bunu tamir ettirmeli gibi kelamlarda bulunmadı. Sonraları makine tamamen kullanım dışı olduğunda yeni makine almak farz olmuştu, o dönemde de tam otomatik çamaşır makinesi denen şeyler pek sükseli olurdu. Br tartışmadır, bir araştırmadır başladı: Yok efendim yemek yapmak, alışverişe gitmek bu yeni makinelerle çok rahat oluyormuş, "üstün alman teknolojisi" "calgon" reklamlarındaki gibi rahat oluyormuş oymuş buymuş... Gel görki gelenekten ayrılması hayli zaman alan anacağızım inat etti yine o merdaneliyi aldı. Ama bil bakalım ne oldu? o makinenin merdanesi çalıştırılmadı. Bahanesi "ben şimdi böyle alıştım gerek yok hem pek iyi sıkmıyor gibi" yallllaaaaannnn yeminle yalllaaannn Çünkü bende benzer yalanlar söylerdim. Farz-ı misal: elektrik çarpıyor gibi... Biz efsanelerden yana payımızı alıp büyük bir tırsma moduna girmiştik. Neyse efendim seneler geçti artık otomatik makine kullanmayan ev kalmadı. Ama bizde halen daha merdanesizmerdaneli makine. ne oyunlar oynuyorum anlatamam yeni makine alınsın diye. Bir gün orta okuldayım müdür yardımcısı geldi çamaşır makinesi olanlar parmak kaldırsın dedi uyuzluğuna bende parmak kaldırdım. Perdeleri verdi götürdüm eve dedim böyle böyle verdiler sıra bendeydi yıkanmalı. Otomatik makinesi olanlar ne rahat. Yalan söyledim anlayacağın. Emme halen daha alınmadı zaten kısa süre sonra bababmin rahatsızlığı, işten ayrılma şu bu derken alışverişe zaman yoktu. Böylece taaaaa ne vakit alacağımız makineyi taaaaaa 1999 yılında rahmetli kuzenimin askere gittiği gün aldık. Ama beni görme normalde tırsaklığımdan odadan odaya geçemeyen ben bir anda evde ne var ne yoksa akşam abim otobüse bindikten sonra yıkamaya başladım paso tek başıma gidip makineye bakmalar falan allahım görsen gülmekten altına işersin! o derece komik bi görgüsüzlük hali mazhar olmuş.

Şimdi ben bunu anlatınca adamcağızımda başladı çocukluk hikayesini anlatmaya; Bunlarda pek çok çocuk gibi makinene ile güç savaşı yapanlardanmış. anneciği makinenin başında değilken çamaşırı merdaneye verip zorla çekmeye çalışır, merdane dönerken onu tutarak durdurmaya çalışırlarmış falan. benzer oyunlar bizde de çok meşhurdu emme ben hiç yapamadım ühü ühü ühü. Zaten şu hayatta en haylaz olmam gereken zamanlarda hiç haylaz olamadım ya ona yanarım. Bu konuda babamın çabalarını hiçe saymak olmaz. Zira sürekli akıllı evlatlarım, şuevlatlarım bu evlatlarım diye seslendiği ve de elaleme bu şekilde anlattığı için haliyle o role uygun hareket ettim. ne malmışım ben ya!

Bu arada günün haberi bu akşam hatta bir kaç dakika sonra Muhabbet Kralı'nda Seksenler var. bence kaçırma. bak çaktırmıyorum farkında mısın bilmem ama ilk kez programın adını yazdım Okan demedim. üfff tamam be twitter'den kopya çektim

17 Mart 2012 Cumartesi

Aynasız Kadın

oha!
bu oha kendime hem de en okkalı oha hangisiyse o ohadan kendime bir adet armağan ediyorum.

Aynalarla aram iyi değildir öyle durup durup saçıma yüzüme gözüme bakmam kıyafet nasıl durmuş pek ilgilenmem aynayı bir tek dişlerim için kullandığım zamanları hatırlarım. Sonra dişlerimde ki sigara-çay ve kahve lekeleri kısmen geçince kestim ayna olan ilişkimi.  Ayna o kadar yoktur o kadar hiçtir ki yaşamımda silmeyi bile unuturum. Hani bazen takıntılar oluşur ya insanda bende de zaman zaman temizlik takıntısı oluşur. öyle ki her gün tüm cam ve kapıları dahi silerim böyle günlerde ve şaşılacak derece pozitif, enerjik, mutlu olurum o dönemlerimde. İşte o dönemlerde bile evin duvarından farklı bir muamma görmez aynalar benden. nasıl mı? şöyle; lavaboyu silerim hemen tepesinde ki aynayı unuturum çünkü görmem o aynayı duvardır benim için o, ya da diğer aynaları hiç fark etmedim. bu sebeple olsa gerek gardroplarda ayna olmasına sinir olurum. ama bir tek gardropta ki o koca aynaları silerim zira boylu boyunca oldukları için benim gibi yarı kör denebilecek biri bile o zıkkım varlıkları görüyor.

Bir dönem bi pubda çalışıyorum. bi bayram günü mutfaktayız daha öğle saatleri falan akşama tüm masalar dolu olacak rezerve bile kabul edemiyoruz patron geldi "son günlerde tuvaletler çok temiz bunu yapana teşekkür ederim ama aynaları da silelim lütfen" dedi yahu o tuvaletleri kaç gündür ben siliyorum mubarek bit kadar havalandırma kapağını bile çamaşır suyunda bekletmişim milletin asıl gözünün önündekini görmemişim. utanarak özür diledim. hayır utanmamın ana sebebi yarım iş yapmam değildi. Asıl utandığım böyle yerin dibine girem dediğim kadın olduğum halde o zıkkım aynayı daha doğrusu aynaları fark etmemiş oluşumdu. Yani bu kadar yakından ilgiliyim aynalarla...

Ya bazen düşünüyorum bende çokları gibi mağaza vitrinlerini bile ayna olarak kullanan hani böyle yanından geçerken bazen çaktırmadan orasına burasına bakan veya ulu orta açıkça ayna olarak kullandığı vitrin camına yapışan kadınlardan olmayı ister miydim bilmiyorum. herşeyi her yeri ayna olarak kullanmak inanılmaz bir vakit kaybı gibi geliyor.... Geliyor gelmesine de anlaşılan odur ki, ben bu ayna olayını salakça bir biçimde abartıyorum. acilen aynaya bakmayı öğrenmem gerektiğini düşünmeye başladım.

İki hafta oluyor kaşlarımı aldıralı. Genelde kadınlar kaşları alınırken dakka başı kafasını kaldırır aynaya bakar kaşını alan kişiye iş öğretir, isteklerini belirtir. hiç böyle takıntırlarım yoktur. Yeter ki bir an önce insana döneyim defolup gideyim o kuaförden. İki hafta öncede böyle bir sebeple kuaföre gittim acı gerçekle biraz önce karşılaştım. şems twitter'de bana seni görmek ne güzeldir bilir misin yazmış. o sıra hatırıma geldi ben aynaya falan bakmam dedim. kaç gündürde aklımdaydı kaşımdabir tuhaflık hissediyordum. Haklıymışım kaşımın biri cidden diğerinden pek bi ince oluş nasıl olmuş anlamadım. Hayır bir iki kişi haricinde kaşların incelmiş diyende olmadı. Peki bunlar niçin kaşın incelmiş değilde kaşların incelmiş dedi?

kadın milleti işte!

6 Mart 2012 Salı

8 Mart Dünya Kadınlar Günü

Vakti zamanında taa 19. yüzyılda Amerika'da dokuma işçileri ağır çalışma koşullarını  iyileştirilmesi istemiyle grev yapar. Ancak kapitalizmin bu günkü beşiği o günlerden adımlarını sağlamlaştırmanın önemini biliyor olacak ki, polis söz konusu işçilere saldırır daha da acısı onları kilitler. Nasıl olmuştur, nereden çıkmıştır bilmediğimiz bir yangın çıkar ve yüz otuza yakın işçinin yangından kaçamayarak acı bir şekilde ölümüyle bu insanlık dramı, tarihin sayfalarına geçiverir.

Bu olaydan yaklaşık elli yıl sonra Danimarka'da Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı düzenlenir. Alman sosyal demokratlardan Clara Zetkin adında biri yaşanan tekstil faciasında yaşamını yitiren kadın işçiler adına dünya kadınlar günü olarak anılmasını önerir ve bu öneri kabul edilir. (muhtemelen oylama yapılmıştır. Emin değilim)

Sanırım ilk olarak 8 Martta kutlanması Moskova'da olmuş olan bu özel gün, dünya savaşları sırasında yasaklanmış ancak, 60'ların sonu 70'ler başı gibi Amerika'da da kutlanmaya başlayınca, haliyle daha fazla ülkeye yayılma fırsatı bulmuş 8 mart dünya kadınlar günü adıyla.

Türk dizilerinde bile kadının durumu
Durum böyle olunca Emekçi Kadınlar Günü adıyla 20yy ilk çeyreğinde yurdumda da kutlanmaya başlanan gün 1980-1984 arası kutlanamamış (yani öyle muydanlarda falan)

E sanırım bu kadar yeter artık zamanı geldi asıl konuya geçmenin değil mi? Hani daha öncede bahsetmiştim ya özel günlere olan "ultra hassasiyetim"den şimdi durum yine bunu doğruluyor. Öyle ki yurdum insanı bence yine riyakarlığını göstermek hususunda son hız devam ediyor. Öyle ki vites "5"ten bir türlü "3" ne bileyim "2"ye inemiyor. Hani bu "özel gün"de yani 8 mart dünya kadınlar gününde bir takım ciddiyetlikleri tartışıp sürekli olması için kararlar alıp uygulayacaktık? İşte buna veremediğin yanıt yüzünden gıcık oluyorum özel günlere ve yine yanıt veremediğin için inatla "riyakarlık"tan bahsediyorum.

Emine Şenlikoğlu'nun bir kitabının adıdır: "Kadınları Kadınlar da Eziyor"

Bence "DE"si de fazla ya!

Dün nedenini bilmediğim bir tt twittaşlarım tarafından saatlerce ilk sırada yer aldı. Hakkını yemeyim böyle bir ttnin ayıp ve saygısız olduğunu da yazanlar vardı. Lakin TT oluşmasında ve adı geçen şahsın bu söz konusu ttde kendine yapılanı hak ettiğini belirtenlerin (ki bunların belkide yarıdan fazlası kadındı) sayısı neredeyse ttye yazanlar kadardı... Bu iğrenç ötesi ttye belkide en güzel yanıt Serkan Balbal adını taşıyordu;
"Anne babayı en çok cocuklarından vurarak üzersiniz,ama bunun vebalini de ödeyemezsiniz. Fatih Terim ve GS'ye bu mesaj şekli,FB ye yakışmaz."
Kendisine teşekkür etmemek ve hayran kalmamak mümkün mü? Ve yine yukarıda ki alıntıdan da anlıyoruz ki "İNSAN" olmanın ve "İNSANLIĞIN" cinsiyeti yoktur-olmamalıdır!!!

#buseTerimKADIKÖYegelsinAtesimiziAlsın  5 mart günü tt olan bu iğrenç cümlenin açıklaması ne olabilir? daha da ileriye gidiyorum; bu kadar vahşileşmek ve 8 martta kuvvetle muhtemeldir ki yine kadın hakkından, insanlıktan, tecavüzden, namustan bilmem neden bahsedecek yine bu şahs-ı muhteremler olmayacak mı? peki bu twittaşlar RİYAKAR değilde nedir? Hani bir takım "zavallı delikanlılar" vardır bu zatlar önüne gelen kadınnla cinsel ilişkiye girdiklerini mahalle meydanlarından ağızlarından salyalar akarak, pis dişleri görünerek gözlerinin beyazı sarıya dönmüş halde ballandıra ballandıra anlatır durur yanında "pek delikanlı" arkadaşlarına.... Bununlada yetinmez bu pek delikanlı vatandaşımız, gider önüne gelen kadına yaltaklanır, yaltaklanamadığına çamur atar, beyni donunun içindedir bunların.... Bu beyni donu içinde olanlar gider günün birinde kızkardeşinin talibine göz dağı veriverir hatta mahallesine karşı bile namus bekçiliği yapmak gibi bir ulvi görevi zannını mahalleliye de aynı salaklıkta kabul etmeye yeltenir.

İşte dün tt olan cümle hele hele o ttye kadınların da yazması bana yukarıdakileri hatırlattı. Ve ne hikmetse bunlar 8 martta yine çığıtkanlık yapacak maalesef rtük amcam okan'a yaptığını yapamayacak "net"ük gibi bir "denetleme" amcamız da henüz kurulmadığına göre daha kaç tane buse başka buseler tarafından gümbürtüye gidip RİYAKARLIK çeşmesinde ki o pis sudan tatmış olacak. Ha bir hatırlatma bu iğrençlikler tüketim toplumunun nette ki daha da hızlı tüketimi yüzünden anlık en fazla birkaç saatlik süren bir hız ve oburlukla yenip-kullanılıp tükenip gidecek.... yazık buseler buselerin beyninin tepesinde masturbasyon yapacak. İşte o abaza delikanlıların yapamadığını hatta istese de yapamayacağını kadınlar birbirine yapacak....
İşte sana yeniden söylemek durumundayım "özel gün"ler samimiyetsiz günlerdir. Ve esasında hiç bir işe yaradığı yoktur. Zira içi boşaltılmıştır.

Neyse 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nde klavyeniz dert görmeye pek sevgili twitdaşlarım. Parmaklarınıza kuvvet haydin davranın bakam....

20 Şubat 2012 Pazartesi

Nah İyi Annesin!!!

 Altı kişiye bir kitap düşen güzel ülkem insanı artık nasıl oldu nereden akletti bilemiyorum bir anda kişisel gelişim ve anne-bebek kitapları okur oldu. Allahım yarabbim televizyonda, internette, gazetelerde nereye baksam her yerde bir çocuk eğitimi serisi mevcut. Yahu  benim çocuk gelişimi okumamı mı beklediniz "evreka"ya varmak için? E malum gelişim, anne karnında başlıyor ya haspamlar eğitime haliyle hamileyken başlıyor. Beslenme şekillerine dikkat etmeler, zeki olsun diye Mozart dinlemeler, ingilizce kursuna gitmek falan  tüm bu eziyet çocuk anne karnında gelişsin beyni süpern beyin olsun diye. E garibim halkımda ciddi bir aşağılık psikolojisi olduğu aşikar. Kendi olamadığı "şeyi" çocuğunda bulmak isteyip onunla gurur duymak, onurlanmak, başarı öykülerini başkalarına aktarmak istiyorlar. Bunun içinde her türlü işkenceyi kendilerine mubah saymak gibi bir trajikomikliğin yarışındalar.

Garibim çocuklare süper beyin olup ana-baba ve yetmiş yedi sülaleyi hatta ve kella kıskanç mahallelinin bile yüz akı olmak için anne karnında başlayarak çıktıkları harp meydanında kreş, anaokulu, etüdlerle yoğunlaştırılmış ilkokul, testler deneme sınavları handigabında sabahın bilmem kaçında uyanıp benim ağırlığımda ki çantaları sabahın karanlığında dershaneye giderek sırf aile büyüklerinin iradesi, şayet şanslı ise kendine verdiği gazla gittiği üniversitede ki herhangi bir bölümü giriyor. İlk başta yüz akı oluyor amma velakin ölene kadar da hep yaranma gayesiyle yarış atı olmaya devam.

Çocuk gelişimi okumaya başladığım ikinci yıl, bir hocam "bilseydim çocuklarımı kitaplara bağlı yetiştirmezdim." demişti. kadıncağız kitapta yazan ve öğrencilerine öğrettiği şekilde eğitim vermiş ikiz çocuklarına. Çocuklar 6 yaşına geldiğinde hatasını anlamış zira çocuklar resmen uzaylı gibiymiş gerçek dünyada...

Bu kadar yazının asıl sebebine gelince;

Önce ki yaz biriyle tanıştım. Hatunumuz çok genç yaşta anne olmuş bir okul öncesi öğretmeniydi. E az buçuk meslektaş sayılırız diyip. kadınla birkaç hafta görüştüm. (Bayan bilen diyeceğim adına) Bayan bilen popülasyonda ki diğer benzerleri gibi kendini dünyanın en başarılı annesi! kızını çok iyi yetiştiren hatta kızının üstün zekalı olduğunu iddia eden bir zat oluverdi. Yahu dedim Emel bu böyle konuşuyorsa sen buradan uç. Zira biliyorum böyleleri umutsuz vakadır uğraşmak imkansızdır. Olan her daim çocuğa olur. Hayır yapılacak birşey varsa bunlar için inan anason ben bilmiyorum. derken kızıyla tanıştım adı; Çikolata... Çikolota ilk başta sürekli benimle vakit geçirmeye çalıştı. (bu iyiye işaret değildir gözlem yapmak lazım) annesini ikinci plana attı. Beni yaşamında garantilediğini anladığı an burnuma (burnum iki metredir) yumruğu indiriverdi. birkaç gün sonra yeni birileriyle tanıştı durum yine aynı oldu. Ben ikinci plana, annesi üçüncü plana atıldı. Birkaç haftamız böyle devam etti. Kaldığım yerden taşındım. Bayan bilen bir gün beni aradı uzun uzun havadan sudan konuştuk. Çikolota iyiye gideceğine daha da kötüye gider olmuş. (davranışsal olarak) Zaman zaman yine telefonda konuşuyorduk, geçen yaz bir gün onlara gittim geceyi orada geçirecektim. anladım ki Bayan bilen modaya uyup kızı bale, keman jimnastik dersleri alsın diye yani= çocuğuna "daha iyi bir yaşam ve gelecek için çikolata bir yaşına geldiğinde iki işte birden çalışmış. Çikolata anne-babasını doğru düzgün göremez olmuş. zaten dört yaşındaykende boşanmışlar ve çikolata annesiyle yoluna devam etmekte. Annesi bayan bilen kendine yeni çevre edinme sevdasına ve "kitaplardan " öğrendikleriyle anne olmaya devam ediyor.

Şimdi ben bu meslektaşıma birşey birşey demek istiyorum: O kitaplarda temel güvene karşı güvensizlik başlığı vardır. rica ediyorum git onu öğren ve psikologlara harcadığın para sende kalsın. elaleme cakas atacağına özüne dön bak ne güzel olacak herşey....