televizyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
televizyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Mayıs 2013 Pazartesi

Spoiler

Mevzu basit spoiler. Malümdür ki İngilizceden türkçeye geçmiş olan bir kelime kendisi. Hani bu kadarını hepimiz anladık emme nedir, ne değildir, yenir mi içilir mi neler spoiler olur neler olmaz merak konumdur kendisi... İyi de manası ne bunun diyip diyip iki de bir sözlüklere filan baktığım doğrudur.
Spoiler: Bir eserin konusu veya detayları hakkında bilgi veren; eser okunmadan, dinlenmeden veya izlenmeden önce öğrenilmesi durumunda alıcının eser ile ilgili düşüncelerini veya alacağı hazzı etkileyebilecek açıklama veya ipucu. Spoiler, "bir şeyin değerini veya miktarını azaltan ya da tamamen yok eden" anlamında yakın dönemde Türkçeye yerleşmiş İngilizce kökenli bir sözcüktür. şeklinde tanımlamış bir hayırsever arkadaşımız vikipedia'da
İyi de ben neden taktım? Şimdi efendim meşhur Hikayeyi bilirsiniz hani katilin uşak olduğu muhabbet. Sen gidip birine desen "he o mu ben okudum katil uşakmış" seni oracıkta gırtlaklar. Ama ben cinsim filan ya acayip merak ediyorum. La bu gariban ne diye öldürdü, derdi neydi, kızını mı hamile bıraktılar, derdi neydi, peki neyle-nerede-nasıl öldürdüm??? Ohoo sorular artar. Bende bi merak bi merak. Keza filmlerde de öyledir. La tamam anladık katil "O" ama nasıl öldürüyor, oyunculuğu nasıl veriyor, yönetmen nasıl bir çekimle yakalıyor, senaristin derdi ne? La merak edilmez mi şimdi bu? Oğlum sırf katili merak ettiğin için kitap okunur mu, film seyredilir mi, madem öyle ne demeye millet dizilerin kitaplarını kapışa kapışa bi hal oluyor? Şimdi hiç öyle birbirimizi kandırmayalım bal gibi seviyon işte öğrenmeye he derdin benimle aynı olmaya bilir kabulüm ama madem sevmiyon ne demeye gidip dizi sitelerinde yazılanları okuyup okuyup en sonunda da "spoiler vermeyinnnnn" yazıveriyon? ne demeye gidip koşa koşa kitap alıveriyooonnnnn?
Havan kime bacım havan kime?
Arkadaşım olan ve benden ala olmasın kezban bi arkadaş var. Hatunun yanında mümkünatı yok film veya dizi seyredemezsin. Başlar yorumlara "lan bi sus, o çenen kıçına girsin de her ağzını açtığında gaz çıkar taa öte
köyden duyulsun" diyesim gelir. Susuveririm. Bir gün fark ettim haspa kitaplar içinde aynı haltı yiyor. Sana anlattırıyor anlattırıyor sonra millete satıyor. Mal millette inanıyor. En son Bizim alanda önemli birinin kitabını anlattım buna ama gıcıklığına dört ve beşinci bölümü yanlış anlattım. Allahım ne olur benim yanımdayken başkasına satmaya kalksın bende bi tarafımla güleyim. Amin... Derken misal bazı filmler var ya onların kitaplarını almış anam tövbe ki okumayacak ben okumuştum diyecek. arka kapağı okuyup karşısında ki mallara sıkanlar var ya aynı öyle yapacak işte orada okuyacak. Artık kim bilir hangi zavallı ile film seyrederken beyninin içne edecek. he dedikleri çıkmadığında da e tabii kitap baka film başka diyecek. Ağzıma ediyim onu da benden duydu. "Seyretmek başka okumak başka misal Kırmızı Pazartesi" dedimdi hay bu dilimi eşek arıları sokaydı da demez olaydım. Lan bari bana satma şunu be!
He bu arada başalarda da dediğim üzere itina ile spoiler alınır, okunur, dinlenir... derdim katil değil zira!!!

13 Mart 2013 Çarşamba

Acil Koca Aranıyor (Allahın Kezbanı Koca Ararken)

Millet ağzına dolamış evlilik programlarında ki kadınların sorularını:
Ne kadar maaş alıyorsun?
Evin var mı?
Araban Var mı?
Yazlığın var mı?
Karını gezmeye nerelere götürürsün? vb vb vb sorularını.....

Şimdi efendim yüzyıllardır mazhar olmuş bir geleneğimiz var; "Görücü usulü evlilik" Bu nedir? Kızı ve erkeği tanıyanlar bu iki genci birbirine münasip görür ve bu iş olur kararı alır. Esasında bu münasip görme işi aynı zamanda ailelerin ve maddiyatında müsait görülme eylemidir. Şayet gencimiz kıza anlatılıyorsa; "aman kızım falan iş yerinde bilmem neci, yok efendim bilmem ne kadar maaş alıyor, evi var arabası var, sen de akıllı olursan şuyu da olur buyu da olur" diyerekten kızın gönlünü çelmeye çalışır. Delikanlı için bu münasiplikten kasıt genelde, iyi ahlaklı, eli erkek eline değmemiş, becerikli, yetenekli, güzeller güzeli filan olmasıdır.

Yahut iki genç evlenmeye niyetlendiği zaman kıza sorulur damat "ne iş yapıyor?" tabi burada amaç damat beyimizin aldığı ücreti hesaplamak ve bu ücretin daimliği ile garantisini kestirmektir. Daha sonra içten içe kıyaslamalar başlar filanın kızı bilmem kimle evleniyor yağlı kapıya demir atmış gibilerinden. E bunu kızımıza kimsenin söylemediğini hatırlatmaya gerek yok kız az zeki ise bakışlardan anlar...

Kız için her daim maddiyat önemli olmak zorundadır zira annesi tarafından "benim çektiklerimi çekme" ilkesi ile yetişmiştir. hatta maddiyatı önemsemeyen kız evliliğe yakın bunun önemsenmesi gereken ilk husus olduğunu sülalecek yapılan tavırlardan idrak eder. Gel gör ki maddiyat ilk sırada iken kızlarımızın kimisi bunu ilk anda bazen bilinçli bazen bilinçsiz kabul etmeyerek yakışıklılık nezaket gibi bir takım önceliklere gark olur.

Oğlumuz içinse aslolan "ilk olmaktır" yani BEKARET dururken diğer hususlar ikinci üçüncü hatta dördüncü boyutta önem arz eder. En okumuşundan en cahiline, en paralısından en züğürdüne genelde "kıyas" sorunu yaşadıklarından bekaret kendileri için ilk sırayı alır. Ve kızımın yanlışına bunlarda düşerek bunu genelde farklı önem sırasına bilinçli ya da bilinçsiz atıverirler. ve ilk sırada ki önemli gerekçe güzellik ve ahlak olmuş olur...

Bu yanılsamaların sonuçları malüm... ohoooo hatta tezler yazılır bunların sonuçları için. Kezbanlarımıza dönecek olursak; kadının aşık oldukları bir olgu olan güç devreye girer. yaşamında ki ilk aşkı baba ile yaşayan kızımız kendisini onun gibi koruyup kollayacak, her kötüden onu saklayacak kendisinin sığınacağı liman olacağı, yaptığı her harcamaya boyun eğen ve kız harcadıkça mutlu olan, hiç sormadan kendisine para veren, onu dinleyen hatta dinlemeyi seven bir adam arayışına girer.

Kezbanlarımız kendilerine bakmadan zengin koca, mevki sahibi bir çalışan, bir sürü bir sürü para kazanan ve bu parası hem düzenli hem garanti olan, evi arabası olan, kızımıza her istediğini giymesine, istediği yere gitmesine karışmayan ama kendi her bişeyini rapor eden, onu şımartan, nazını kaprisini çeken, sürprizlere boğan, sevgi sözcüklerini günbegün havalarda uçuşturan erkek derdine düşer...

Yakinen tanıdığım Kezbanların allahı olabilecek kapasitede birinin kriterlerini tam olarak yazayımda rahatlayım daha iyi olacak;
mevki sahibi
çok iyi parası olan
yazlık ve kışlığı olan
arabası olan evlenir evlenmez karısına da araba alacak olan
evin her türlü masrafını erkeğin göreceği
yılda dört kez tatile götürecek on iki kez kaçamak yapacak olan
her istediğini giymesine izin veren ama giydiğinde kıskanan (burada ki mantığı allah rızası için biri açıklasın)
kendisini aşk sarhoşu edecek
diğer blaları yazmayım eniyisi anlayan anladı... bir de şu yukarıda ki özellikleri barındıran "salak" bir tanıdığınız varsa dönüş yaparsanız ben kız tarafından siz erkek tarafından sevaba gireriz inşallah yapalım be şunların işini

14 Ağustos 2012 Salı

Tam Bin Yıllık Rüya

Günlerdir yağmur yağıyor geceleri.. yalnız başımayım koca binada durmaz bereket artık inadıma her gece gürültülü gürültülü yağıverir. Derler ki her yağmur damlasını bir melek indirirmiş yer yüzüne "rahmet" bunda ya edilen dua kabul olunurmuş... Korkudan dua da edemiyorum dilekte dileyemiyorum. Her şimşeğin gelişi, aydınlatması ve biçimi peşinden gelecek gürültü hakkında tahmin yapmamı sağlıyor. Hah şimdi tam tepede diyorum az sonra daha kuvvetli diyorum çıkıyor da he!... 0-3 yaş çocuğu gibiyim bu aralar. Nasıl ki kendini deve kuşu sanır korktuğunda yorganla her yerini kapar aynı öyle bende yoğun ışıktan kaçırıyorum kendimi örtüyü bir çekiyorum ki sorma ... Ve derken tesbihe başlıyorum artık hangi ara oluyorsa sızıveriyorum...

Dün gece de öyle oldu. dalıvermişim bir ara rüyamda milyoner yarışmasındaydım. Kenan Işık soruyor;
"en korktuğun soru hangisi?" diye yanıtlıyorum;
"sesli sorudan nefret ediyorum" diye.
"ilk sorulardan korkmuyor musun?" diyor
"yok diyorum elensem de umurum köşelidir benim on dakikaya varmaz unuturum".
"kimlerle geldin" demez mi? kopuyor kıyamet...
"kimseye haber vermedim herkese sürpriz olsun önemli biri değilimdir" diyorum
"e" diyor "jokerlerin biliyor"
"yok diyorum ben onları hallettim"...

Ve yarışma başlıyorum inan olsun soruları hatırlamıyorum sonra korktuğum Allah'ın belası soruya geliyor sıra
Sordum seni yıldızlara ay ışığına
Dediler tam bin yıldır görmedik onu
Sordum kadim kitaplara tozlu raflara
Dediler o bizden önce buralardaydı....

söylüyor be Nurettin Rençber ben devam ediyorum gözlerim kapalı mağrur bir uçurum oldu kalbim diyorum sen gittin gideli buralardan.... ayrılık ne yaman bir ateşmiş ne olurrrr.... dyince tıkanıyorum... sessiz söylüyorum farkındayım rüya o ya ben bile duymuyorum sesimi bir düğüm boğazımda asılı anasını sattığımın nefesi bile giremiyor... Soruyor Kenan Işık biliyor musun yanıtı diye "joker kullansam diyorum" içimden gitsem teee 2007 yılına kalsam lan anasını satayım oralarda bozsam ne kadar anı varsa o güğnlerden topunun birden bekaretini... yırtılsın istiyorum o aralık ve o nefes alamadığım milyon yıllık zamanın içinden kopup gelsem kaçsam lan diyorum...

Anlıyorum özlemlerimiz taze ve Allahın belası bir kavuşamama anı geçmişe hepsinin birden toplamı...
"Ha" diyorum mal bir bakışla Kenan Işık'a bakarak "anlamadım" "zamanınız" diyor gerisini inan anlamıyorum.. Ben o sıra o zıkkımın dibi olası zamanın içinde ve halen boğazımda bir yumrukla 6 Haziran 2007 gününün öğleden sonrasında Müjdat Gezen Sanat Merkezinde'yim.. Ah bir çıksam oradan şu yarışmacı koltuğuna bir oturabilsem neler anlatacağımda ne gücüm var, ne nefesim... Ama var ya en çokta zıkkım olası ruhum orada kalmaya niyetli saftirik bedenim ona uymaya pek hevesli....
"dört saniye" diyor Kenan Işık sancılarım geçiyor.... soruyorum kendime; yanıtlamalı mı yanıtlamamalı mı??? sarımsağın kokmaya yüz tuttuğu anlardayım dilim çıkmış sahneye "Nurettin Rençber Ezo" diye fırlayıveriyor. ve yeşil ışık yanıyor... Kenan Işık bana bakıyor "tebrikler" diyor ben kendi kendime konuşuyorum kalkıyorum sandalyeden
"nereye" diyor
"Konya'ya" diyorum

Rüya o ya bitmiyor nasıl oluyorsa ben halen ekrandayım kendimi seyrediyorum. Diyorum ki "ben milyoner filmini çok sevmiştim zira tezimi yanıtlıyordu. aynı öyle oldu benim içinde... Tanıdıklarım var hepsiyle öyle çok kavgalar ettim ki ve hepsine öyle ana avrat küfürler savurdum ki ama bir kaçı vardı hiç kıyamadım o kıyamadıklarımın yanındayım"

Sen bu kadarını bil .Gerisi bende kalsın!

20 Mart 2012 Salı

Seksenler Merdaneli Makine ve Doksanların Sonu

Şimdi efendim malum nostalji olsun diye selsenler dizisinin çekilmeye başladığını duyduğumdan beri heyecanla bekliyorum. Bir süre seyredemedim. Kraliyet ailesini de Seksenleri de seyretmek bir türlü nasip olmadı zira zıkkımın dibini yiyesice uydu cancağızım kanalları çekmedi. Okan'ı nette seyredemdedim bahtsız bedevinin dillere destan süper ötesi şansı ile yüzyüze kaldım. Mübarek beni bekler gibi nette bir türlü sağlıklı yayın olmadı seyredemedim. İtiraf edeym hasetimden de çatladım o dönemde.
Neyse efendim konumuz emelb. ve televizyon çilesi değil kısmetse o gevezeliği başka bir gün yaparız. Az evvel Seksenler'de merdaneli çamaşır makinesi klasi yaşandı bende de anılar canlandı.

merdaneli çamaşır makinesi. Hatunun mutluluğuna İnanma!
Bizim eve ne zaman bu merdaneli çamaşır makinesi girdi bilmiyorum. Amma velakin herbişeyini hatırlıyorum. Mahallede her hafta mutlaka el, kol, saç gibi organların merdaneye takıldığı bilmem ne olduğu gibi efsaneler dolaşırdı. Mubarek ne merdaneyse Bebek Çaki'nin kaşsız-gözsüz bebek olmayan haliydi sanki. yani öyle ki banyolarımızda seri katil besliyor gibiydik. İnanılmaz korkardım o sebeple bu aletten. Zaten ömür hayatımda bir, düdüklü tencereden bir de bu merdaneli makinalardan korktum. Hatta halen daha da korkarım. Pek çok açıdan eleştirdiğim eksikler var dediğim Seksenler'de az önce çamaşır makinesi sahnesinin hatırlattıklarına gelince;

Hiç unutmam 8 yaşlarındayım yaşıtım bir kız arkadaşım kolunu kağtırmıştı zaten incecik olan kolu, çatırt diye çatlamıştı. Komşumuz parmaklarını çıkarmayı başarmış, bir başkası bir güzel saçlarını yoldurmuştu. Bu tür kazaların hiç biri bizim evde yaşanmadı amma velakin benzer efsanelerden ötürü makinenin merdanesine çamaşır konurken taaaa iki metre uzakta merdanenin çamaşırı kapması sağlandı. Hatta bu konuda bence türkiye rekorları bizim evdedir. Öyleki bir zaman sonra bu merdane bozuldu. Ne hikmetse annem hiç bozuk bunu tamir ettirmeli gibi kelamlarda bulunmadı. Sonraları makine tamamen kullanım dışı olduğunda yeni makine almak farz olmuştu, o dönemde de tam otomatik çamaşır makinesi denen şeyler pek sükseli olurdu. Br tartışmadır, bir araştırmadır başladı: Yok efendim yemek yapmak, alışverişe gitmek bu yeni makinelerle çok rahat oluyormuş, "üstün alman teknolojisi" "calgon" reklamlarındaki gibi rahat oluyormuş oymuş buymuş... Gel görki gelenekten ayrılması hayli zaman alan anacağızım inat etti yine o merdaneliyi aldı. Ama bil bakalım ne oldu? o makinenin merdanesi çalıştırılmadı. Bahanesi "ben şimdi böyle alıştım gerek yok hem pek iyi sıkmıyor gibi" yallllaaaaannnn yeminle yalllaaannn Çünkü bende benzer yalanlar söylerdim. Farz-ı misal: elektrik çarpıyor gibi... Biz efsanelerden yana payımızı alıp büyük bir tırsma moduna girmiştik. Neyse efendim seneler geçti artık otomatik makine kullanmayan ev kalmadı. Ama bizde halen daha merdanesizmerdaneli makine. ne oyunlar oynuyorum anlatamam yeni makine alınsın diye. Bir gün orta okuldayım müdür yardımcısı geldi çamaşır makinesi olanlar parmak kaldırsın dedi uyuzluğuna bende parmak kaldırdım. Perdeleri verdi götürdüm eve dedim böyle böyle verdiler sıra bendeydi yıkanmalı. Otomatik makinesi olanlar ne rahat. Yalan söyledim anlayacağın. Emme halen daha alınmadı zaten kısa süre sonra bababmin rahatsızlığı, işten ayrılma şu bu derken alışverişe zaman yoktu. Böylece taaaaa ne vakit alacağımız makineyi taaaaaa 1999 yılında rahmetli kuzenimin askere gittiği gün aldık. Ama beni görme normalde tırsaklığımdan odadan odaya geçemeyen ben bir anda evde ne var ne yoksa akşam abim otobüse bindikten sonra yıkamaya başladım paso tek başıma gidip makineye bakmalar falan allahım görsen gülmekten altına işersin! o derece komik bi görgüsüzlük hali mazhar olmuş.

Şimdi ben bunu anlatınca adamcağızımda başladı çocukluk hikayesini anlatmaya; Bunlarda pek çok çocuk gibi makinene ile güç savaşı yapanlardanmış. anneciği makinenin başında değilken çamaşırı merdaneye verip zorla çekmeye çalışır, merdane dönerken onu tutarak durdurmaya çalışırlarmış falan. benzer oyunlar bizde de çok meşhurdu emme ben hiç yapamadım ühü ühü ühü. Zaten şu hayatta en haylaz olmam gereken zamanlarda hiç haylaz olamadım ya ona yanarım. Bu konuda babamın çabalarını hiçe saymak olmaz. Zira sürekli akıllı evlatlarım, şuevlatlarım bu evlatlarım diye seslendiği ve de elaleme bu şekilde anlattığı için haliyle o role uygun hareket ettim. ne malmışım ben ya!

Bu arada günün haberi bu akşam hatta bir kaç dakika sonra Muhabbet Kralı'nda Seksenler var. bence kaçırma. bak çaktırmıyorum farkında mısın bilmem ama ilk kez programın adını yazdım Okan demedim. üfff tamam be twitter'den kopya çektim

17 Mart 2012 Cumartesi

Diskoda Türk Sanat Müziği

benzemez kimse sana tavrına hayran olayın.... sadri alışık'ı hatırlatıyor daima
Çocuktum... Nasılda ağlamıştım öldüğünü ilk duyduğumda. çocuktum utanırdım ağladığımın bilinmesinden. Bu günlerimde doya doya anıra anıra ağlayın, acınızı istediğiniz gibi yaşama hakkınız var sonuna kadar kullanın naraları atıyorsam birazda bundandır sebep...

Çocuktum inanırdım herbişeye allah kavramı muhtemelen oturmamıştı. güçlü derlerdi ya hakikaten insan gücü sanırdım. O istediğini yapar-yaratır derlerdi ya hep insani vasıflar yüklerdim. gecenin bir yarısıydı herkesin uyuduğundan emindim. yattığım yerde ilk kez öcülerden korkmadan yorganı yüzümü örtecek şekilde kapamamıştım tüm bedenime. Anıra anıra ağlıyordum. Kulaklarımın içine kadar kafamın her bir yanı, boynum, yastık-yorgan gözyaşı olmuştu.  Hatırlıyorum çocuktum. Çocuktum ve anırmam devam ediyordu. Öcüler yoktu o akşam yatağımda. Benimle dalga geçen hayaletler halime bakıyordu herkes, herşey suskundu-hüzünlüydü ve zararsızdı. Gece benim gecemdi. Gece hüzünbaz cins bir geceydi. Yalnızlığımla korkusuzca yas tutuyordum.

Çocuktum... Ağlıyordum. Öyle böyle değil şehrin tüm kötüleri gitmişti. Bir tek Turist Ömer vardı. Hayaleti bana selam veriyordu. Gelebilirim çağır-dua et çocuksun diyordu. Boğuluyordum geberiyordum. Ulan diyordum ulan hep "ofsayt" olduk be! ofsaytı ilk Turist Ömer'den duydumdu. kulaklarımda çınlıyordu. Yine yemişti kazığı gönlünden yana. Salaş bir meyhanede dost" dediği, "dost" bildiği, dost,düşman, büyük, küçük kim varsa hepsinin bakışı altında elinde canını yediğimin anason kokulu rakısı-musikiye eşlik ederek hüzünbaz bir meşk halindeydi. Canını sevdiğimin güzel insanı...

Ben babamla teyzemin plaklarından ziyade ve her hafta sonu TRT'de seyrettiğimiz konserlerin (ki çok sıkılırım aslında onlardan) aksine bu güzelim filmlerden sevmiştim Türk Sanat Müziğini.

Çocuktum yatağımdaydım. Öcüler, hayaletler, kötü adamlar zararsızdı. Korkusuzluğumdan geberiyordum. Ağlıyordum boğula boğula ağlıyordum. İlk kez o gün yalvardım allah'a ilk kez o gün zihnimde ki öğretilmişlerin insan vasfı olduğunu dillendirdim bilmeden. yalvardım, yakardım nasıl dua ettim. "canım allahım sen çok büyüksün, sen her istediğini yaparsın, sen duaları kabul edersin ne olur Sadri Alışık gömülmeden onu canlandır. Sabah olunca onu göreyim televizyonda sana söz veriyorum allahım bir daha kötü şeyler düşünmeyeceğim. Ne olur onu canlandır ne olur gömülmeden onu canlandır. Yaşasın allahım ölmesin canlandır allahım.
canlannndır
canlanndır
canlan
can
can
alllaaaahhhhıımmmm

Nasıl bir geceydi devamı nasıl bir gündü. Benim için o günden sonra hep hüzünbaz bir bakış, hep öğrendiklerimin aksine iyilerin kazanmayacağı sadece kalbi buruk kazanmış gibi yapacakları "zaman ayraçları" olacaktı. samimi insanlar anason koklayacak, salaş meyhaneler bize çalacak en güzel şarkıları biz içecek içtikçe güzelleştiğimizi iddia edip ruhumuzla sevişecektik. aslolan gönül güzelliği olacak kaybettiğimizi şehrin göbeğinde ıslak bir gecede bağıracaktık o kadar bağırmamıza rağmen duyanda sadece biz olacaktık.

Ulan anasını satacaktık be şu kahpeliğimizin. İyiler olacaktı işte kimi gün hicaz, kiminde kürdi, ne bileyim kiminde de nihavent... halt edecekti sevdalılar ve kötü adamlar eninde sonunda iyinin ayaklarının dibine yatıverecekti. dünya pek bi güzel olacaktı. gözleri buğulu buğulu, kalbi kırık hem de küskün adamın yanıbaşında. "Benzemez kimse sana" diyecekti biri, bir başkası biz heybeli'de her gece.... bu böyle devam edecekti...

Olmadı olamadı. Hüzünbaz canımıniçi adam gitti. Dua kabul olmadı. Çocuktum. Çocuk boynu bükük gecenin bir yarısı kaldı bi başına o güzelim gözlere bakarak. Sonra ne kayıplar oldu. neler gitti yaşama nelerle tanıştı yaşam.

Diskoda Türk Snat Müziği var bu gece. bu gece alır götürür bizi bu gece öyle bir gecedir ki, ne yapsan garipsindir. Şaşkın acemi, anason kokulu, biraz maşuk biraz aşık. Hayalin vardır ruhun kırılgandır. bu gece küfür yoktur. ıslaktır bu gece ve kapkara. Vefa vardır, dostluk beli kırılmış iki güzelim samimi muhabbet vardır bu gece. Dünya kendi güzelliğinde dönüyor bu gece (bu yazı bitmez ama bitmek zorunda ara ara seyredebildiğim şu canını yediğim programın hakkını vermek vakti geçer aksi halde)

Not: bu yazı var ya bu yazı..............

16 Mart 2012 Cuma

Salya Sümük Düşündüren

Ağlıyorum ya! ağlıyorum öyle böyle değil cidden ağlıyorum. Ulan ne oldu bana bu nasıl yaşlılık yaş 30 olunca mallık mı ucuzluyor? bilmem kaç yıl önce dayı da dayı herkeste bi dayıdır gidiyordu. ezel de ezel herkeste bir ezeldir gidiyordu. bu iki yegane insan bir dizinin karekterleriydi. Televizyonda ki pek çok işi olduğu gibi bu diziyi de geç fark edenlerdenim. Üç günde 61 bölüm dinlemeyi başardıp son 10 bölüme girdiğimi belirtmeden geçemeyeceğim. Diziyle tanışma öykümün baş aktörü tabiki adamcağızım. Geçen gün açtı youtube'de bi açtı bir yandan bilgisayarında çalışıyor bir yandan ezel'i dinliyor e haliyle aynı odanın içinde olduğumuzdan bende nasibimi alıyorum. Buraya kadar her neysesi işin.

Rahmetli babaanneme gıcık olurdum bir yandan seyrederdi filmleri bir yandan dakötü adamlara-kötü kadınlara verip veriştirirdi. Tabii bu arada bize de ikide bir "bu kiminki, bu nereye gidiyor, bu oğlu olduğunu biliyor mu vb" gibi sorularını bizzat bize yöneltmekten de çekinmezdi. Hani sanırdımki bir tek babaannem böyle... Yahu sen ne seyrediyorsan bende onu seyrediyorum sen ne biliyorsan ben de onu biliyorum şimdi durup dururken filmle ilgili senden farkjlı bir şey bildiğimi nasıl düşünürsün ey güzel insan?!!! diyesim gelirdi de ses edemezdim. Meğer yanılmışım çok acı bir tecrübe oldu bunu anlamak ama hiçde güç olmadı. Eskiden her evde televizyon yoktu dizi seyretmeye falan komşular bir eve gelir seyrederdi eve gelen komşular kadınlardan da aynı muameleyi gördüm, yengemden annemden ve diğerlerinden ulan herkes mi insanın hayallerine, şöyle rahat bi televizyon seyretmesine karşı olduğunu böyle acımasızca eylemlerle bildirir arkadaş?

14 Mart 2012 Çarşamba

Bu Ne Yaman Çelişki Anne-Black Mirror (Anlam(sızlık) Ve Ötesi)

Tamam kabul ediyorum başlık aslında ruh hastasının güncesi kıvamında yazılıp kavramların kavramsızlaştırılmasını çorba yapmayı deneyen acemi ve hevesli aşçıya ait... (en azından böyle de düşünülebilir)= ufff tamam kabul bir şizofrenlik bir çeşit yenilmişlik var. Anlamıyorum sanma sadete hızlanma turlarını beklemeye başladığının farkındayım:

Ettiğimiz küfürlere dikkar ettin mi hiç? Peki anatomi dersi aldın mı? Ya, en azından ilkokula gittin. Fen bilgisi dersi almış oluyorsun bu durumda ve sistemleri az- çok, kıvamlı-kıvamsız hatırlarsın. Heh işte boşaltım ve üreme sistemini duydun. Hoş şimdi ben sana üreme sistemi diyince sen sınıfta ki kıpırdaşmaları,kıkırdayışları,  pembeleşmiş suratları falan hatırlarsın. İyi hadi hatırladın ya sorayım hiç düşündün mü neden pembeleşirdi suratlar yahut niçin o pis kıkırdayışlar olurdu (ki ne hikmetse bence öğretmenlerde diğer derslerde olduğu gibi bir tavırla anlatmazdı bu üreme sistemini. Bi düşün anlayacaksın ne demek istediğimi)

Biliyorum biliyorum kesinlikle küfürleri sevmezsin. Biliyor musun ben sanatta küfrü çok ama çok seviyorum gel gör ki yaşamda küfreden biri değilim hatta işittiğimde bile bi tuhaf olurum, garipserim. Bunun nedeninin bilinçaltı olduğunu söyleyen bir kaç kişi olmuştur yaşamımda. Peki küfürlere dikkat ettin mi sen hiç? Beni soracak olursan; küfürlerimiz, ya boşaltım sistemimizle ilgili oluyor ya da üreme sistemimizle.(böylece sistemleri uzatma sebebimi anlamış oluyorsun) Hayır ne alıp veremediğimiz var bu garibim iki sistemle ilgili onu anlayabilmiş değilim. Zavallı bu iki sistem olmasa ne olurdu düşünsene. birincisi zaten var olmazdık. İkincisi hadi bir şey oldu var olanlar çıktı onlarda patlayıp ölüverirdi. İnan bana bu iki sistemle üretilmiş küfürler haksızlık, saygısızlık ve beyin özürlülük gibi geliyor. Ve maalesef hepimiz bu zavallılığın içindeyiz. En çok küfredenlerin kadınlar olduğu söylenir. Kadınların söylediği  küfürlerden bana en komik geleni hiç tartışmasız "amına koyayım", sikeyim vb. ulan mal bi halt ediyorsun artık ne sebeple (dikkat çekmek, farklı görünmek, işite işite kanıksamak vb) olursa olsun anladık da bari az şu beynini kullanarak yap bu işi. Allasen, sen yanında vibratör falan mı taşıyorsun ne yapıyorsun? bu işin raconunu bize de söylesen bizde seni ulan bu kadın görünümlü erkek diye nitelemesek, yahut yanında bir takım icatlar var sanmasak hatta bence daha da acısı ki bunu en çok ben düşünürüm: BEYİNSİZ olup ezbere küfür savurduğun hissine kapılıp seni de geri zekalılar kategorisine alıp yaşamımızdan defetmesek ne olur?

Her an her yerde herkes küfreder. Bilmem kimin bilmem neresine kor, bilmem kimi bilmem ne yapar, ağzına bilmem ne eder, vs vs vs... Aslına bakarsan bunlar bi halt edemeyen beceriksiz takımıdır. tek bi halt ederler onu bizzat beyninizde gerçekleştirirler.  Montaigne, tarlaya sarımsak ekerken utanmıyorsunuz insan ekerken utanıyorsunuz demiş Denemeler'inde... diğerlerinin görmediğinden utanarak görmemesini, işitmemesini, hissetmemesini sağlamak ve nihayetinde tüm bunların aksine hem kanalizasyonlar patlıyor boşaltım sisteminizden çıkanlar görünüyor, hem de çocuğunuz dünyaya geliyor size tebrikler yağıyor. Yahu bu nasıl çelişki anne! diyesim geliyor. Ve sen bu sakındıklarından envai çeşit küfür üretiyorsun sen söyleyince iyi, başkası söyleyince kötü oluyor. Oh ne ala memleket!!! ilk okuldayken arkadaşının hoşuna gitmeyen bir iş yaptığında, küfür ettiğinde ne bileyim kavgaya falan karıştığında ispiyoncu sınıf arkadaşları hemen "Hiiiiii seni örtmene diiiccceeeeemmmm" diyip seni ispiyonlama ve sana gözdağı verme operasyonuna girişir. Onlara o zamanlar aklımıza gelmeyen bir şey var: ulan sen ne kadar malsın. Sen önce git öğretmen demeyi öğren.  Hem  ispiyoncu, hem taklidi konuşma yapan biri muhatabım olamaz onun ispiyonuyla bana kaşını çatan öğretmende nazarımda onun girdiği deliğe girer (nokta). Hayır sen madem iyi aile çocuğusun nereden biliyorsun onun kötü bir manası olduğunu? anam babanı keranede görmüş hikayesine dönüyor bu iş!!!(bu arada o kadınları severim ayrıca belirteyim fahişelerden daha dürüstünü görmedim)

20 Şubat 2012 Pazartesi

Sosyal Medyada ki Zavallılık

Bu gün Twitter'da Okan Bayülgen'in RT yaptığı bir twit gördüm. twitte kendisine hitaben;
 "1 milyon küsür takipçin var 17 milyon küsür takipçisi olan 700 milyon defa klibi izlenen birisiyle dalga geçemessin sen !"
yazıyordu.  bu twitin açılımı nedir, maksadı içeriği nedir, yahut neye tepkidir bilmiyorum bilmek gayesi ile de yazmıyorum şu an. derdim o dur ki; bu tiwit geçenlerde Twitter'de takipçi sayısını artırmak uğruna yapılanların açıklanmasını hatırlattı. Facebook'ta beğeni sayfalarını vbleri para karşılığı artırıp sattıklarını biliyordum lakin, Twitter'de böyle bir çalışma olduğundan haberim yoktu. Komik geldi önce amma velakin komedi daha sonra yerini düşünmeye itti. Öyle ki insanlar kendi aralarında konuşurken "aa biliyor musun falancanın bilmem nekadar takipçisi var" gibi cümleler telaffuz ederekten söz konusu twitterdaşın popülasyonda ki önemini hepimize arz ediyor. Hatta öyle ki buralarda fazla takipçisi olmayan silik, ezik yaşaması mucize olan bir bitkidir. Bitki olduğu durumu zamane çiçek çocukları tarafından anlaşılmış olacak ki eline saksıyı alan mahremini kapayacak şekilde tutup "pek bi seksi" (öğğ) halde fotoğraf çekip twitter'e atmışlığı vardır.

Sözkonusu bahsimizde pampişler, cicişler önemli yer alırlar gel gör ki halen daha "ezik" denebilecek bir konumdadırlar zira, henüz milyonuncu takipçiye ulaşamamışlardır. Dileğimiz kendilerinin enyakın zamanda on yüz milyonlara ulaşaraktan kendilerini ve ülkemiz twitter'nin ayaklar altında ki karizmasını tutup yerden kaldırmaları ve bizi "evren"de en iyi şekilde temsil edebilmeleridir.Böylece,  millet olarak zor sınavlar verdiğimiz şu günlerde başta Fransa olmak üzere tüm dünya dize gelecek ve bize hak ettiğimiz saygıyı göstereceklerdir.

Neler denenmiyor ki twitter'de popülerlik uğrun. Bir zamanlar "televole" beyleri ve hanımları beceriksizmiş dedirtiyor. abuk fotoğraflar, twitdaşın kendini yansıtmayan aristokrat havayla yazılmış özümtrak sözlü yazılar vb... En çok güldüklerimde son haftalarda Pucca taklidi ve özentisi ile yazılan Pucca bozması eğreti cümlemsiler.

Okan'ın  RTlediği twit bana bunları hatırlattı. düşünsene milyonlarca takipçin yoksa sen insan değilsin. Hayır anlamadığım Danimarka'da Hz. Muhammed'in karikatürünü çizen karikatürist için yapmadığını bırakmayan halk daha sonra başbakan Erdoğan ilgili bir karikatürde eyvah mizah elden gidiyor, sanata el uzatılıyor, düşünce özgürlüğü bittiv diyenlerle aynı kişilerdi. sanırsam o günlerde twit bu kadar önemli bir "YAŞAM" aracı değildi o günlerde. yoksa yine sanal twitdaşlarımızın takipçi sayısına bakıp dikkate alacak ya da almayacaktık bu sözleri.

Şimdi benim twitterde otuz küsür takipçim var ve genelde onların büyük bölümünü de reelde tanıyorum. Zaten reelde tanımadığım birinin beni takip etmesi de cidden komik yahut korku veren bir olaydır. evet komiktir zira takip edilecek önemli bir şahsiyet değilim yaşama armağanım sadece pis bir karbondioksit. Evet korku vericidir zira, benim gibi korkaklar böyle durumlarda bilgisayarına virüs girdiğini ne bileyim şifresinin çözüldüğünü falan düşünür ve komplo teorileri üretir. ahh ahhhhh sevgili ve hürmetli twitdaşlara göre ben eziğin önde gideniyim :D :P

bunu teknoloji özürlü olarak gerçek dünya ile anlamlandırmaya çalışıyorum. şimdi Çin'in nüfusu  milyarlarla ifade ediliyor ya bizim gibi yetmiş milyonluk ezikler Çin malı almayın onlar kalitesiz ve sağlıksız dememesi gerekiyor. hatta yeryüzünde bu durum yasalarla güvence altına alınmalı biz kimizde koskoca bir nüsufa sahip goccaman Çin'in mallarını beğenmiyoruz. Allahın ezik yetmiş milyonu ne olacak!

Ah aahh benim üç bi tarafı ezilmişlikle, garibanlıkla çevrili güzel yurdumun gariban insanı, kendisi hep emir almış aldığı emirle ay sonuna yetmeyen maaşını üç çocuğuna yetiştirmeye çalışmış cümle aleme parasızlıkla rezil olup okuyamamış "oku evladım okuda baban gibi eşek olma" desturu ile okuyan veya çççoookkkkk para kazanan evladının başarılarını büyyük gururla anlatmış büyüklerim gardaşlarım ve de gızgardaşlarım ne olurdu sanki yüceliğin nicelik değil nitelik olduğunu bileydin, Mevlana'nın her bi sözünü her allahın günü facelerde macelerde paylaşan yurdum insanı az o cümleleri okuyup anlayabileydin ne olurdu? mizah'ın insanın hürriyeti olduğunu bilebileydin, sövdüklerini alkışlayabileceğini de , alkışladığına usturupluca sövebileceğini de bileydin. insanın hayvandan farkının beyin olmadığını beynini kullanabilme kapasitesi olduğunu anlayabileydin ne olurdu...? Aman neyse bu böyle uzar gider ve tarafımdan  twitter'e söz söylemek olmaz ne de olsa otuz küsür "tanıdık" takipçi sayım ile ben bir eziğim.

Ha anason ben mi? beni ararsan halen anason kokluyor olacağım