Şimdi efendim 7-8 yaşlarındayım. İlkokul ikiye gidiyorum. Ramazan gelmiş çatmış. Bizim mahallede de o zamanlar çocuklar arasında oruç tutmak pek moda. Böyle oruç tutan çocuk sanırsın yirmilerine girmiş, pek havalı, pek marifetli, pek bilgili-görgülü. Kısaca pek ile başlayan ne kadar sıfat varsa bünyesinde bu oruç tutan arkadaş barındırıyor. Anneler babalar şimdi ki gibi kızmıyor o zamanlar, oruç tutan çocuğa. Aksine aferin bilmem ne diyerek iyice yüreklendiriyor. Derken biz aramızda hep konuşuyoruz ne konuşması birbirimizi gambazlıyoruz;
-hiiiiiiiii gördün mü Ali küfür etti. aha aha orucu da bozuldu
- hiiiiiiiii görkem yalan söyledi. aha aha orucu da bozuldu
vb. şeklinde naralarımız da duyuluyor. O zamanlar yine böyle yaza geliyor oruçlar akşama kadar dışarıda top kovaladığımızdan dilimiz beş karış dışarıda, geberiyor da olsak orucumuzu tutuyor, oyunumuzu oynuyor ve tabi birbirimize din dersi veriyoruz. Demek ki o zamanlar yalan söylemek, küfür etmek, evde uyuyup ezan okunurken uyanmak ve türevleri orucu bozarmış, iyi birşey değilmiş.... sene 2013 olunca işler değişti biraz! diyerekten sosyal mesajımı da vererek devam edeyim...
Bizim mahallede kadınlar bir olur, erişte, yufka gibi hamur işleri yapar tüm ramazan boyu bunlar genelde sahurda tüketilirdi. bizim evde de bu malzemeler bulunurdu haliyle her ramazan. Odanın birinde yufka, erişte, duruyor. Veeee;
Öğrenmişiz ki, unutup yemek içmek orucu bozmuyor, günah değil ve hatta bu allahın kuluna armağanı.
Bir pazar günü sabah erkenden uyanıverdim. Oyalandım durdum yapacak birşey yok. Kardeşlerimizle sabah kavgasını da edip ulvi görevimizi yerine getirmişiz zaten. Malüm odaya girdim öylece aynanın önünde oynuyorum. o sıra aynanın önünde benden başka nesnelerin de olduğunu fark ettim. Bunlardan biri erişte idi. ohh mis başladım yemeye. bir, iki ,üç derken ben abarttım bir yandan yiyorum bir yandan aynada kendimi izliyorum. aramızda kalsın ilk o zaman gıcık olmuştum yemek yiyişime hiç güzel yemek yiyemiyordum... Derken o sıra şimşek çaktı, elektriklerin voltajı yükseldi, beynim salisede bilmem kaç kilometrede çalıştı
-"lan orucum ya ben eyvvaaaahhhhhhh!" ve bir saniye geçmeden hatırladım o cevher bilgiyi; "allah ikram etti bilmeden yiyince oruç bozulmaz" tabii o sıra ağzım erişte dolu mideme kadar tüm yemek borum erişte dolu ve ben halen yutmaya çalışıyorum bir yandan da bozulmadı, bozulmadı diyorum.... tabii bu gün bu bozulmadıya verdiğim yanıt net: 3 harf baş harfi "N"...
Aradan yıllar geçti ahanda otuzlarımdayım. Bu gün kendim için daha ziyade çevremdeki insanlar ve doğa için yegane bir karar verdim: "sigarayı bıraktım"... 2-3 saat içmedim. sonra ne olduysa bi tane yaktım. Sigara yarıya gelmiş "aaaa ben sigarayı bırakmıştım ya la" diyiverdim... ee tabii yedinde neyse yetmişinde de osun arkadaşım! Amaan bunu bilinçli içmedim sonuna geleyim nedir yani. derken ahanda akşam oldu ve benim paket bitti. Vatana millete hayırlı uğurlu olsun kardeşim. Ne sigarayı bırakırım, ne de bıraktığımı hatırlarım... Ne edem bu da benim kendime karşı riyakarlıklarımdan biri
ayna etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ayna etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
29 Nisan 2013 Pazartesi
8 Aralık 2012 Cumartesi
Salonda-Mutfakta-Yatakta Nerede Bu "Kadın"?
kadınlık olgusundan anladığı cinsel bir takım temalar olan kadınlar ciddi bir karmaşa yaşıyor sonra ceremesini hemcinslerine çektiriyor pes!
Son birkaç yıldır kadınların "kadın" kavramına ilişkin tanımları, duruşları ve yaklaşımları farkında olarak yahut olmayarak bir şekilde dikkatimi çekiyor. Çocukluğumdan daha doğrusu ortaokuldan beri kadın kelimesini cinsiyet manasından çok uzakta anlamlandırdığımı ve bu yönden kullandığımı fark ettim. Geçenlerde bir anket vardı cinsiyet soruluyor arkada ki arkadaşların birbirine sorusuna tanık oldum "sen cinsiyete kız mı yazacaksın, bayan mı" yahu kadın-kız-bayan senin için ne mana ifade ve niçin rahatsız ediyor hiç düşündü mü diye sorasım geldi baktım konu uzayacak sustum.
Gel gör ki inkar edemeyeceğimiz bir gerçek var; kadın olmak bekaretle doğrudan ilişkili bir tanım-kavram olarak kullanılıyor. Bana gelince yok efendim böyle bir durum. Asıl karın ağrıma dönecek olursam ki bunu sırf seni sıkmak istemediğim için yapıyorum:
hatunun biriyle tanışıyorum yaklaşık bir yıldır adı ananas. bakımlı bakımlı hani maaşını kuaföre yediriyor desem atmış olmayacağım üstüne yemin etsem başım ağrımayacak her neyse yazın plaja gittik plajda ki hatunları eleştirdi "şunlara bak kadınlıktan dişilikten anlamıyor" hatta bazen erkek arkadaşlarla bir yerlere gittiğimizde ne hikmetse ananas'la muhabbet bir şekilde kadın-erkek ilişkisine bodoslama dalmış oluyor. "sen kadın görmemişsin oğlum", "benim gibi kadını buldunuz..." vb vb vb eeee hatunum sonra lan daha kadın kelimesini tanımlayamıyorsun üzerinde iki dakika zahmet edip düşünmemişsin zira kadınlık sadece bacaklarının arasında, kafatasının dışını süslemekten içine vakit ayıramamışsın kadınlıktan bahsediyorsun. Gündüz öğle yemeğindeydik dayanamadım ağzımdan kaçırdım; "hani salonda hanımefendi, mutfakta aşçı, yatakta orospu var ya he işte bunun manası sandığımızdan daha zahmetli daha özverili daha sorumluluk yükleyici sence irdelesek ne çıkar?"
ananas la hadi kalk hepimize bir iyilik yap varlık sebebini düşün söz kanaat kullanıp yüz vereceğim... yeter ki artık şu beyin masturbasyonunu yaparken bizi rahat bırak
Son birkaç yıldır kadınların "kadın" kavramına ilişkin tanımları, duruşları ve yaklaşımları farkında olarak yahut olmayarak bir şekilde dikkatimi çekiyor. Çocukluğumdan daha doğrusu ortaokuldan beri kadın kelimesini cinsiyet manasından çok uzakta anlamlandırdığımı ve bu yönden kullandığımı fark ettim. Geçenlerde bir anket vardı cinsiyet soruluyor arkada ki arkadaşların birbirine sorusuna tanık oldum "sen cinsiyete kız mı yazacaksın, bayan mı" yahu kadın-kız-bayan senin için ne mana ifade ve niçin rahatsız ediyor hiç düşündü mü diye sorasım geldi baktım konu uzayacak sustum.
Gel gör ki inkar edemeyeceğimiz bir gerçek var; kadın olmak bekaretle doğrudan ilişkili bir tanım-kavram olarak kullanılıyor. Bana gelince yok efendim böyle bir durum. Asıl karın ağrıma dönecek olursam ki bunu sırf seni sıkmak istemediğim için yapıyorum:
hatunun biriyle tanışıyorum yaklaşık bir yıldır adı ananas. bakımlı bakımlı hani maaşını kuaföre yediriyor desem atmış olmayacağım üstüne yemin etsem başım ağrımayacak her neyse yazın plaja gittik plajda ki hatunları eleştirdi "şunlara bak kadınlıktan dişilikten anlamıyor" hatta bazen erkek arkadaşlarla bir yerlere gittiğimizde ne hikmetse ananas'la muhabbet bir şekilde kadın-erkek ilişkisine bodoslama dalmış oluyor. "sen kadın görmemişsin oğlum", "benim gibi kadını buldunuz..." vb vb vb eeee hatunum sonra lan daha kadın kelimesini tanımlayamıyorsun üzerinde iki dakika zahmet edip düşünmemişsin zira kadınlık sadece bacaklarının arasında, kafatasının dışını süslemekten içine vakit ayıramamışsın kadınlıktan bahsediyorsun. Gündüz öğle yemeğindeydik dayanamadım ağzımdan kaçırdım; "hani salonda hanımefendi, mutfakta aşçı, yatakta orospu var ya he işte bunun manası sandığımızdan daha zahmetli daha özverili daha sorumluluk yükleyici sence irdelesek ne çıkar?"ananas la hadi kalk hepimize bir iyilik yap varlık sebebini düşün söz kanaat kullanıp yüz vereceğim... yeter ki artık şu beyin masturbasyonunu yaparken bizi rahat bırak
27 Nisan 2012 Cuma
Gitmeleri Düşündüm Sonra
Her gelen gitti öyle ya da böyle
Her gelenden gittim öyle ya da böyle
Ama görünen o ki çok fazla izin verdim gitmelere hem de gelmelerden daha çok... Daha salakça ve fütursuzca... Besmelesiz bir kapı çarpma yaşadı her seferinde zihnim kendiliğinden ve en başta sonra yaptı bedenim tüm hoyratlığıyla eylemlerini. Öyle bomboş öyle dangalak öyle abuk ve bir hepsinin toplamı kadar hızlı, atik kırıcı...
Gidenleri düşündüm az evvel, kayıpları, sormadan, izin almadan, bir çırpıda aniden yaşamımdan gidenleri. Ve zaten gidecekleri daha ilk merhabada aleni belli olanları. Bedenim yanındayken ruhumun - zihnimin dünyanın her bi yanını devr-i alem ettiklerini ve daha nicelerini.... İlk ayrılığı sanırım 4 yaşında yaşamıştım. 14-15 yaşlarında osman'ın annesi ölmüştü. Havanın rengi griydi ve çok rüzgarlı bir gündü neyin nesiyse ortalık inanılmaz sessizdi diye hatırlıyorum bu gün kimse yokmuş lan cenazede bunların kimsesi o zamanlarda mı yoktu dediğim cenazenin kalabalığını hatırlıyorum bir de Osman'nın tek başına o meşhur gri ceketle yolda yürürken annemle karşılaşmamızı. Annem gel bize gidelim demişti hiç ses etmedi boynunu yere eğdi yürüdü.Ogünden sonra hep gri bir ceketle yürüdü durmadan yürüdü. Bıyıkları ve sakalı oldu. güneş yanığı bir teni kilosu ve boyu oldu gri ceketi darlaştı günün birinde ceketini değiştirdi ama hep yürüdü son 6-7 yıldır hiç görmedim söylentiye göre karlı bir gün belediye görevlileri götürmüş. Nereye kime kimsenin haberi yok. Böyle bir kalabalığı annemin dayısı öldüğünde gördüm. karlı bir gündü Samsun'a götürmüşlerdi bizi teyzem ve yengemle bırakıp... Sonra yengemin babasını, komşunun annesi, arkadaşımın abisini, arkadaşımı. tek başlarına gördüğüm insanları bir avuç insan yolcu ediyordu hep. her ölüm her ölen anne ve duyduğum bebek ölümleri beni annemden ve babamdan uzaklaştırdı. Diğerlerine yani annesi ve babası olmayanlara haksızlık ettiğim düşüncesi anne ve babadan uzak kalınca azalıyor sanırdım. Lisedeyken bir arkadaşım oldu annesi ölmüştü benden başka bilen yoktu. Oyılın anneler günü kızın o halini görünce ilk kez söz verdim bir daha anneler günü kutlamayacağım diye halende kutlamam.
arkadaşlar, sevgililer, dostlar, komşular kimler girmedi ki ucundan bucağından kaç kişi doldurmadı ki zihnimi kimbilir kaç kişinin zihnini meşgul ettim. Sanırım en çok eşyalarla konuştum her taşındığım evde eski duvarlara, fayanslara ihanet ettiğimi hissettim özür diledim garip bir şizofrenlikle kiminde duvarın boyası, kiminde kalebodurun rengi kiminde evin tamamının arkadaşı sırdaşı oluverdim. her ayrılışımda son kez kapıya gelip içimden vedalaştım aynı şizofren salaklıkla...
Her ayrılık, her ölüm, her taşınma yeni kararlar verdirdi. eski k0omşulara, eski tanıdıklara, eski arkadaşlara, eski öğretmenlere daha vefalı davranma kararları... Yeni komşuların, yeni tanıdıkların, yeni arkadaşların, yeni öğretmenlerin yeni ne varsa yani hepsinin, kıymetini daha iyi bilmeyi, hepsinde ve hepimizde yeni evrakalar yaratmayı, her insanın bir evren olduğu gerçeğinden faydalanmayı öğretti. Bu öğrenişler hep sona yakınken- yaklaşmışken oluverdi. Ayrılık gelip çetmışken arttı da arttı şu zıkkımın dibi hissler ve kararlar yeni yerlere yeni insanlara alışmak yeni evrenler yaratmak hep başka baharlara kaldı. ya da başka baharlar gizli özne oluverdi.
Aman ne bileyim işte bunları düşünüyorum ya acaba diyorum yine mi bir gitmeler kapıda? var var birşeylere zil çalıyor sanki ya dur hadi hayırlısı...
Güle güle
Her gelenden gittim öyle ya da böyle
Ama görünen o ki çok fazla izin verdim gitmelere hem de gelmelerden daha çok... Daha salakça ve fütursuzca... Besmelesiz bir kapı çarpma yaşadı her seferinde zihnim kendiliğinden ve en başta sonra yaptı bedenim tüm hoyratlığıyla eylemlerini. Öyle bomboş öyle dangalak öyle abuk ve bir hepsinin toplamı kadar hızlı, atik kırıcı...
Gidenleri düşündüm az evvel, kayıpları, sormadan, izin almadan, bir çırpıda aniden yaşamımdan gidenleri. Ve zaten gidecekleri daha ilk merhabada aleni belli olanları. Bedenim yanındayken ruhumun - zihnimin dünyanın her bi yanını devr-i alem ettiklerini ve daha nicelerini.... İlk ayrılığı sanırım 4 yaşında yaşamıştım. 14-15 yaşlarında osman'ın annesi ölmüştü. Havanın rengi griydi ve çok rüzgarlı bir gündü neyin nesiyse ortalık inanılmaz sessizdi diye hatırlıyorum bu gün kimse yokmuş lan cenazede bunların kimsesi o zamanlarda mı yoktu dediğim cenazenin kalabalığını hatırlıyorum bir de Osman'nın tek başına o meşhur gri ceketle yolda yürürken annemle karşılaşmamızı. Annem gel bize gidelim demişti hiç ses etmedi boynunu yere eğdi yürüdü.Ogünden sonra hep gri bir ceketle yürüdü durmadan yürüdü. Bıyıkları ve sakalı oldu. güneş yanığı bir teni kilosu ve boyu oldu gri ceketi darlaştı günün birinde ceketini değiştirdi ama hep yürüdü son 6-7 yıldır hiç görmedim söylentiye göre karlı bir gün belediye görevlileri götürmüş. Nereye kime kimsenin haberi yok. Böyle bir kalabalığı annemin dayısı öldüğünde gördüm. karlı bir gündü Samsun'a götürmüşlerdi bizi teyzem ve yengemle bırakıp... Sonra yengemin babasını, komşunun annesi, arkadaşımın abisini, arkadaşımı. tek başlarına gördüğüm insanları bir avuç insan yolcu ediyordu hep. her ölüm her ölen anne ve duyduğum bebek ölümleri beni annemden ve babamdan uzaklaştırdı. Diğerlerine yani annesi ve babası olmayanlara haksızlık ettiğim düşüncesi anne ve babadan uzak kalınca azalıyor sanırdım. Lisedeyken bir arkadaşım oldu annesi ölmüştü benden başka bilen yoktu. Oyılın anneler günü kızın o halini görünce ilk kez söz verdim bir daha anneler günü kutlamayacağım diye halende kutlamam.arkadaşlar, sevgililer, dostlar, komşular kimler girmedi ki ucundan bucağından kaç kişi doldurmadı ki zihnimi kimbilir kaç kişinin zihnini meşgul ettim. Sanırım en çok eşyalarla konuştum her taşındığım evde eski duvarlara, fayanslara ihanet ettiğimi hissettim özür diledim garip bir şizofrenlikle kiminde duvarın boyası, kiminde kalebodurun rengi kiminde evin tamamının arkadaşı sırdaşı oluverdim. her ayrılışımda son kez kapıya gelip içimden vedalaştım aynı şizofren salaklıkla...
Her ayrılık, her ölüm, her taşınma yeni kararlar verdirdi. eski k0omşulara, eski tanıdıklara, eski arkadaşlara, eski öğretmenlere daha vefalı davranma kararları... Yeni komşuların, yeni tanıdıkların, yeni arkadaşların, yeni öğretmenlerin yeni ne varsa yani hepsinin, kıymetini daha iyi bilmeyi, hepsinde ve hepimizde yeni evrakalar yaratmayı, her insanın bir evren olduğu gerçeğinden faydalanmayı öğretti. Bu öğrenişler hep sona yakınken- yaklaşmışken oluverdi. Ayrılık gelip çetmışken arttı da arttı şu zıkkımın dibi hissler ve kararlar yeni yerlere yeni insanlara alışmak yeni evrenler yaratmak hep başka baharlara kaldı. ya da başka baharlar gizli özne oluverdi.
Aman ne bileyim işte bunları düşünüyorum ya acaba diyorum yine mi bir gitmeler kapıda? var var birşeylere zil çalıyor sanki ya dur hadi hayırlısı...
Güle güle
17 Mart 2012 Cumartesi
Aynasız Kadın
oha!
bu oha kendime hem de en okkalı oha hangisiyse o ohadan kendime bir adet armağan ediyorum.
Aynalarla aram iyi değildir öyle durup durup saçıma yüzüme gözüme bakmam kıyafet nasıl durmuş pek ilgilenmem aynayı bir tek dişlerim için kullandığım zamanları hatırlarım. Sonra dişlerimde ki sigara-çay ve kahve lekeleri kısmen geçince kestim ayna olan ilişkimi. Ayna o kadar yoktur o kadar hiçtir ki yaşamımda silmeyi bile unuturum. Hani bazen takıntılar oluşur ya insanda bende de zaman zaman temizlik takıntısı oluşur. öyle ki her gün tüm cam ve kapıları dahi silerim böyle günlerde ve şaşılacak derece pozitif, enerjik, mutlu olurum o dönemlerimde. İşte o dönemlerde bile evin duvarından farklı bir muamma görmez aynalar benden. nasıl mı? şöyle; lavaboyu silerim hemen tepesinde ki aynayı unuturum çünkü görmem o aynayı duvardır benim için o, ya da diğer aynaları hiç fark etmedim. bu sebeple olsa gerek gardroplarda ayna olmasına sinir olurum. ama bir tek gardropta ki o koca aynaları silerim zira boylu boyunca oldukları için benim gibi yarı kör denebilecek biri bile o zıkkım varlıkları görüyor.
Bir dönem bi pubda çalışıyorum. bi bayram günü mutfaktayız daha öğle saatleri falan akşama tüm masalar dolu olacak rezerve bile kabul edemiyoruz patron geldi "son günlerde tuvaletler çok temiz bunu yapana teşekkür ederim ama aynaları da silelim lütfen" dedi yahu o tuvaletleri kaç gündür ben siliyorum mubarek bit kadar havalandırma kapağını bile çamaşır suyunda bekletmişim milletin asıl gözünün önündekini görmemişim. utanarak özür diledim. hayır utanmamın ana sebebi yarım iş yapmam değildi. Asıl utandığım böyle yerin dibine girem dediğim kadın olduğum halde o zıkkım aynayı daha doğrusu aynaları fark etmemiş oluşumdu. Yani bu kadar yakından ilgiliyim aynalarla...
Ya bazen düşünüyorum bende çokları gibi mağaza vitrinlerini bile ayna olarak kullanan hani böyle yanından geçerken bazen çaktırmadan orasına burasına bakan veya ulu orta açıkça ayna olarak kullandığı vitrin camına yapışan kadınlardan olmayı ister miydim bilmiyorum. herşeyi her yeri ayna olarak kullanmak inanılmaz bir vakit kaybı gibi geliyor.... Geliyor gelmesine de anlaşılan odur ki, ben bu ayna olayını salakça bir biçimde abartıyorum. acilen aynaya bakmayı öğrenmem gerektiğini düşünmeye başladım.
İki hafta oluyor kaşlarımı aldıralı. Genelde kadınlar kaşları alınırken dakka başı kafasını kaldırır aynaya bakar kaşını alan kişiye iş öğretir, isteklerini belirtir. hiç böyle takıntırlarım yoktur. Yeter ki bir an önce insana döneyim defolup gideyim o kuaförden. İki hafta öncede böyle bir sebeple kuaföre gittim acı gerçekle biraz önce karşılaştım. şems twitter'de bana seni görmek ne güzeldir bilir misin yazmış. o sıra hatırıma geldi ben aynaya falan bakmam dedim. kaç gündürde aklımdaydı kaşımdabir tuhaflık hissediyordum. Haklıymışım kaşımın biri cidden diğerinden pek bi ince oluş nasıl olmuş anlamadım. Hayır bir iki kişi haricinde kaşların incelmiş diyende olmadı. Peki bunlar niçin kaşın incelmiş değilde kaşların incelmiş dedi?
kadın milleti işte!
bu oha kendime hem de en okkalı oha hangisiyse o ohadan kendime bir adet armağan ediyorum.
Aynalarla aram iyi değildir öyle durup durup saçıma yüzüme gözüme bakmam kıyafet nasıl durmuş pek ilgilenmem aynayı bir tek dişlerim için kullandığım zamanları hatırlarım. Sonra dişlerimde ki sigara-çay ve kahve lekeleri kısmen geçince kestim ayna olan ilişkimi. Ayna o kadar yoktur o kadar hiçtir ki yaşamımda silmeyi bile unuturum. Hani bazen takıntılar oluşur ya insanda bende de zaman zaman temizlik takıntısı oluşur. öyle ki her gün tüm cam ve kapıları dahi silerim böyle günlerde ve şaşılacak derece pozitif, enerjik, mutlu olurum o dönemlerimde. İşte o dönemlerde bile evin duvarından farklı bir muamma görmez aynalar benden. nasıl mı? şöyle; lavaboyu silerim hemen tepesinde ki aynayı unuturum çünkü görmem o aynayı duvardır benim için o, ya da diğer aynaları hiç fark etmedim. bu sebeple olsa gerek gardroplarda ayna olmasına sinir olurum. ama bir tek gardropta ki o koca aynaları silerim zira boylu boyunca oldukları için benim gibi yarı kör denebilecek biri bile o zıkkım varlıkları görüyor.
Bir dönem bi pubda çalışıyorum. bi bayram günü mutfaktayız daha öğle saatleri falan akşama tüm masalar dolu olacak rezerve bile kabul edemiyoruz patron geldi "son günlerde tuvaletler çok temiz bunu yapana teşekkür ederim ama aynaları da silelim lütfen" dedi yahu o tuvaletleri kaç gündür ben siliyorum mubarek bit kadar havalandırma kapağını bile çamaşır suyunda bekletmişim milletin asıl gözünün önündekini görmemişim. utanarak özür diledim. hayır utanmamın ana sebebi yarım iş yapmam değildi. Asıl utandığım böyle yerin dibine girem dediğim kadın olduğum halde o zıkkım aynayı daha doğrusu aynaları fark etmemiş oluşumdu. Yani bu kadar yakından ilgiliyim aynalarla...
Ya bazen düşünüyorum bende çokları gibi mağaza vitrinlerini bile ayna olarak kullanan hani böyle yanından geçerken bazen çaktırmadan orasına burasına bakan veya ulu orta açıkça ayna olarak kullandığı vitrin camına yapışan kadınlardan olmayı ister miydim bilmiyorum. herşeyi her yeri ayna olarak kullanmak inanılmaz bir vakit kaybı gibi geliyor.... Geliyor gelmesine de anlaşılan odur ki, ben bu ayna olayını salakça bir biçimde abartıyorum. acilen aynaya bakmayı öğrenmem gerektiğini düşünmeye başladım.
İki hafta oluyor kaşlarımı aldıralı. Genelde kadınlar kaşları alınırken dakka başı kafasını kaldırır aynaya bakar kaşını alan kişiye iş öğretir, isteklerini belirtir. hiç böyle takıntırlarım yoktur. Yeter ki bir an önce insana döneyim defolup gideyim o kuaförden. İki hafta öncede böyle bir sebeple kuaföre gittim acı gerçekle biraz önce karşılaştım. şems twitter'de bana seni görmek ne güzeldir bilir misin yazmış. o sıra hatırıma geldi ben aynaya falan bakmam dedim. kaç gündürde aklımdaydı kaşımdabir tuhaflık hissediyordum. Haklıymışım kaşımın biri cidden diğerinden pek bi ince oluş nasıl olmuş anlamadım. Hayır bir iki kişi haricinde kaşların incelmiş diyende olmadı. Peki bunlar niçin kaşın incelmiş değilde kaşların incelmiş dedi?
kadın milleti işte!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


